Türk Töresinin bir şartı da yüksek vazife duygusudur. Vazifeyi her ne pahasına olursa olsun yapmaktır. Diğer bir şart, toplum uğrunda her çeşit fedakârlığı yapmaktır. Millete hizmet yolunda şahsi menfaatlerden, şahsi zevklerden feragattir. Vazgeçmektir. Kişiler kendilerini millet için feda ederler. Türk Milleti'nin büyüklüğü böyle yükselecektir. Onu sizler yaşatacak, sizler yükselteceksiniz. Türk Töresinin en önemli bir gereği de sır saklamaktır. Sır saklamak...

« Önceki | Sonraki »

9/11/2009

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçel




Kardeşlikle geçen asırların muazzam eseri, iftihar kaynağımız Büyük Türk Milleti.

Bu tarihi toplantıyı yönetecek olan Sayın Divan Başkanı ve değerli üyeler,

Dünyanın her yerinden gelerek kurultaya onur veren kıymetli misafirlerimiz,

Tarihi yeniden yazmak için seferber olan Muhterem Dava Arkadaşlarım,

Asırlık Türk milliyetçiliği davasına gönül vermiş aziz Ülküdaşlarım,

Türk milletinin uğruna ölüm karşısında sınav vermiş vefakâr Bozkurtlarım,

Cesaretle ve inançla üç hilalin altında toplanmış yol arkadaşlarım.

Sesimizi dünyaya duyuracak olan basın ve televizyonlarımızın değerli temsilcileri,

Ve, televizyonları başında bu coşkuyu paylaşmak için, geleceğe güvenle bakmak için bizleri izleyen vatandaşlarım,

Hepinizi en içten duygularımla, sevgilerimle ve saygılarımla selâmlıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi’nin bu demokratik sınavdan yüzünün akıyla çıkacağına yürekten inanıyorum.

Bugün tarih yeniden yazılıyor.

Bugün yeni bir mühür taşlara kazınıyor.

  • İşte Türkiye bu.
  • İşte Türkiye burada.
  • İşte Türk milleti, bugün bu salonda.
  • Sonsuza kadar var olmak için bu salonda.

Doğudan, batıdan, kuzeyden güneyden koşarak gelmiş,

Ben, ölmedim demek için bu salonda.

Ben, yorulmadım ayaktayım demek için bu salonda.

Dün Niğbolu’da, Mohaç’ta, Mercidabık’ta, Viyana’da, Çanakkale’de ve nihayet Kocatepe’de vardım ve ayaktaydım, şimdi de ayaktayım demek için bu salonda.

İktidara hazırım, göreve hazırım, sefere hazırım demek için bu salonda.

Hoş geldiniz.

Anadolu’mun her bahçesinden hoş kokular getirdiniz.

Yurdumun her köşesinden sevgiler, hasretler, safalar getirdiniz.

Şerefler bahşettiniz, ülkemin her yerinden güzellikler getirdiniz.

Hoş geldiniz.

Gözlerinizde Türkiye’min geleceğini görüyorum.

Ruhlarınızda, Türkiye’nin inancını okuyorum.

Türkiye’min sonsuza kadar var olacağının heyecanına şahit oluyorum.

Hoş geldiniz. Hoş geldiniz.

Artvin’den atabarı’nın, Elazığ’dan çaydaçıra’nın, Bingöl’den çepik’in, Denizli’den kırık zeybeğin, Bitlis’ten ağır kövenkin, Rize’den Horon’un, Ağrı’dan bar’ın, Adıyaman’dan hasat oyununun, Malatya’dan ağırlama’nın, Van’dan Toycuların renklerini getirdiniz. Hoş geldiniz.

Kars’tan hangel’in, Düzce’den katlamanın, Zonguldak’tan malay’ın, Kilis’ten oruk’un, İzmit’ten pişmaniye’nin, Kırıkkale’den bazlamanın, Şırnak’tan perde pilavının Sinop’tan  nokul’un lezzetini getirdiniz. Hoş geldiniz.

Osmaniye’den bozlak’ın, Yozgat’tan sürmelinin, Balıkesir’den güvende’nin, Muğla’dan zeybeğin; Burdur’dan dıbıdanın, Giresun’dan yol havasının sesini getirdiniz. Hoş geldiniz.

Konya’dan Mevlana’nın, Nevşehir’den Hacı Bektaş’ın, Eskişehir’den Yunus’un, Kırşehir’den Ahi Evrân’ın, Siirt’ten Veysel Karani’nin, Bilecik’ten Edebali’nin nefesini getirdiniz. Hoş geldiniz.

Tokat’tan türkünün, Erzincan’dan semahın, Çorum’dan deyişin, Bayburt’tan maninin, Niğde’den güzellemenin sözünü getirdiniz. Hoş geldiniz.

Kayseri’den Erciyes’in, Hakkari’den Cilo’nun, Aksaray’dan Hasandağın, Çankırı’dan Ilgazın, Uşak’tan Muratdağın, Mersin’den Torosların, Bolu’dan Köroğlu’nun, Batman’dan Raman’ın, toprağını getirdiniz. Hoş geldiniz.

Adana’dan Çukurova’nın, Urfa’dan Harran’ın, Hatay’dan Amik’in, Ordu’dan Çambaşı’nın, Gümüşhane’den Kadırga’nın, Ardahan’dan Bülbülen’in, Karabük’ten Sorkun’un rüzgârını getirdiniz. Hoş geldiniz.

Iğdır’dan Aras’ın, Aydın’dan Menderes’in, Tunceli’den Munzur’un, Manisa’dan Gediz’in, Tekirdağ’dan Ergene’nin, Diyarbakır’dan Dicle’nin, Kastamonu’dan Gökırmağın, Sakarya’dan Sapanca’nın, Yalova’dan Marmara’nın, çağıltısını getirdiniz Hoş geldiniz.

Mardin’den telkari’nin, Isparta’dan halının, Bartın’dan tel kırma’nın, Trabzon’dan kemençe’nin şöhretini getirdiniz. Hoş geldiniz.

Muş’tan Alparslan’ın, Antalya’dan Keykubat’ın, Karaman’dan Mehmet Bey’in, Bursa’dan Orhan’ın, Kırklarelinden Murat’ın, Edirne’den Sinan’ın, Istanbul’dan Fatihin, Çanakkale’den Mehmetçiğin şanını getirdiniz. Hoş geldiniz.

Antep’ten Şahin Bey’in, Maraş’tan Sütçü İmam’ın, Afyon’dan Kocatepe’nin, Kütahya’dan Dumlupınar’ın zaferini getirdiniz hoş geldiniz.

İzmir’den ilk kurşunun, Samsun’dan ilk adımın, Amasya’dan ilk ilanın, Erzurum’dan ilk duruşun, Sivas’tan doğruluşun ve nihayet Ankara’dan ise kurtuluşun ruhunu getirdiniz.

Hoş geldiniz. Hoş geldiniz. Hoş geldiniz.

İşte Türk milleti burada toplanmış,

İşte Anadolu ve Trakya burada kaynaşmış,

İşte üç kıtanın sevdalıları burada buluşmuş,

Türk milleti budur.

Otuz altıya bölmeye çalışan Başbakan’a inat;

Ülkemizi çözmeye çalışan Avrupa’ya inat;

Doğudan batıya, kuzeyden güneye tek bilek ve tek yürektir.

Adı bir, acısı bir, anısı birdir.

Vatanı bir, devleti bir, bayrağı birdir.

Lisanı bir, milleti bir, inancı birdir.

Dünü bir, bugünü bir, ülküsü birdir.

Ve bugün buradadır.

  • İşte, asalet burada,
  • işte, sadakat burada.
  • işte, cesaret burada.

Bütün güzellikler bu salondadır.

Ve tek nefestir, tek sestir.

  • Anadolu’mun sazını, sözünü, ruhunu getirdiniz.
  • Yurdumun oyununu, dilini, inancını, getirdiniz.
  • Toprağımın acısını, hüznünü, sevincini getirdiniz.
  • Vatanımın selamını, sevgisini, dostluğunu getirdiniz.
  • Halayın coşkusunu, barın vakarını, zeybeğin duruşunu getirdiniz.
  • Semahın hasretini, semanın huzurunu, horonun ruhunu getirdiniz.
  • Türkiye’yi topladınız, özümsediniz, süzdünüz ve üç hilalde buluşturdunuz.

Kırk yıllık bir yolculuğun kutlu temsilcileri olarak, şeref verdiniz.

Milliyetçi Hareket Partisi 9. Büyük Kurultayı’na hoş geldiniz.

Getiren de, gönderen de sağ olsun, salim olsun.

Cenab-ı Haktan dileğim,

İnancımız tükenmesin,

Milletimiz daim olsun.

Muhterem Dava Arkadaşlarım,

Bu dava gerçek kimliğini bundan tam kırk yıl önce aradı ve buldu.

Adana’da, 1969 senesinin serin bir 8 Şubat günü yaklaşırken, sayıları küçük, ülküleri büyük; milli hevesleri nefislerini kat be kat aşmış gerçek dava adamları gönüllerini birleştirdiler.

Hepsinde, 70 yıllık siyasi milliyetçilik mücadelesinin yorgunluğu vardı ama mağrurdular.

Hepsinde, Orhun’dan gelen buyrukların mesuliyeti vardı, ama şuurluydular.

  • Hepsinde büyük bir heyecan vardı.
  • Hepsinde büyük inanç vardı.
  • Gönüllerinde kızıl elma ülküsü,
  • Ve akıllarında ise tek bir hedef, tek bir amaç.

Onlar,

  • Milliyetçiliğin hor görüldüğü günlerden, şahlanacağı bu günlerin özlemini çekiyorlardı.
  • Türklüğün boynu bükük duruşundan, doğrulacağı bu günlerin hasretini çekiyorlardı.
  • Milletimizi tok esirler, aç hürler ülkesinde yaşamaktan kurtarmanın hesabını yapıyorlardı.
  • Gönüllerinde millet sevgisi, yüreklerinde Allah aşkı, şuurlarında tükenmeyen bir sevdanın içten içe çilesini çekiyorlardı.

Daha güçlü bir Türkiye,

Daha müreffeh bir millet,

Daha kudretli bir devlet özlüyorlardı, kırk yıl önce yola çıkarken.

Onun için adını “Milliyetçi Hareket” koydular,

Onun için “üç hilali” bir mücevher gibi bu şuurun “ziyneti” ve Bozkurtu ülküye giden yolun kılavuzu yaptılar.

Al bayrağı namus bellediler, çıktılar yola.

Bir iken beş oldular, beş iken beşbin,

Kabına sığmadı milletim, milyonları buldular.

Çile çektiler, mücadele ettiler, geri durmadılar.

Yoruldular, dinlendiler ama dönmediler.

Zindana düştüler, vatan sağ olsun dediler,

Katran dökülmüş gecelerde ayazları yendiler,

Gözyaşlarını içlerine akıtıp, kader dediler.

Düşmediler, tökezlemediler, yıkılmadılar.

Bazen koştular,

Bazen güçleri tükendi koşar adım yürüdüler,

Bazen takat kalmadı yavaşça yürüdüler,

Şehadet nasip olmadıysa eğer, asla durmadılar.

Asla düşmediler,

Ve üç hilali asla düşürmediler.

1969-2009, tam kırk uzun yıl dile kolay.

Tanı ağırmayan gecelerde, şafağı sökmeyen gündüzlerde,

Bitmeyen tükenmeyen bir mücadelenin içinde,

Bazen gönülleri incindi ama duraksamadılar, kırk uzun yolu aştılar,

Bazen gönül koydular ama tereddüt etmediler, kırk kapıdan geçtiler,

Bazen sevindiler, bazen üzüldüler,

Bazen gözyaşları sel oldu,

Bazen coşkuları rüzgâr.

Zaman oldu merhum Necip Fazıl’ın dediği gibi “sükut kadar kimsesiz” kaldılar, ama küsmediler, her zaman “çığlık kadar hür” oldular.

Bazen unutulduk, bazen unuttuk sandılar,

Kırk yılı, gün be gün birer birer öğüttüler,

Ve çok şükür ki kırkıncı yıla yettiler.

İşte, yeni bir kırk yılın kapısını açmak için, o üç hilal bugün burada dalgalanıyor.

İşte bugün Milliyetçi Hareket dokuzuncu Kurultayını bugün burada yapıyor.

Ve işte ona gönül vermiş bacılar ve yiğitler, burada.

İşte onun sevdalısı gençler, ihtiyarlar, analar, babalar burada.

Tarih burada, tarihi yazanlar burada,

Tarihi yeniden yazacak olanlar da burada, aramızda.

Çok uzaklara gitmeyelim,

  • Duygularımızı coşturan vatan şairi İstanbullu Mehmet Emin Yurdakul Bey aramızda.
  • Milliyetçiliğin fikir kaynağı Diyarbakırlı Ziya Gökalp Bey aramızda,
  • Düşünce adamı, Erzurumlu Mümtaz Turhan Bey aramızda,
  • İstiklal şairimiz Rumeli’li Mehmet Akif Bey aramızda.
  • Mısraları ruhumuzu titreten İstanbullu Halide Nusret Hanım aramızda,
  • Gönül ve inanç adamı Vanlı Ahmet Arvasi Bey aramızda,
  • Büyük milliyetçi Rizeli Galip Erdem Bey aramızda,
  • Fikir pınarımız Kırşehirli Erol Güngör Bey aramızda,

Hangisini sayalım, hangi birini atlayalım,

Düşüncelerimizin kılavuzları, büyük dava adamlarımız:

  • Aydınlı Mehmet Eröz Bey, Trabzonlu Osman Turan Bey,
  • Malatyalı Necmettin Hacıeminoğlu ve Çatalcalı Arif Nihat Bey aramızda.
  • Gaziantepli Dündar Taşer Bey, Antalyalı Osman Yüksel Bey, Burdurlu İbrahim Kafesoğlu Bey aramızda.

Ve hareketimizin başbuğu Kayseri’li Türkeş Bey aramızda, içimizde, gönlümüzde ve yanı başımızda.

Daha niceleri, ismini sayamadığımız binlerce dava adamı, vatanın her köşesinden milliyetçilik meşalesini yükseltmek için gönül verenler, emek verenler ve hatta can verenler burada ve aramızda.

Fikirleri, anıları ve davaları dimdik ayakta.

Doğdukları yerlere bakınız, toplandıkları bayrağa bakınız.

Türkiye al bayrakta buluşmuş,

Türk milleti üç hilalde uzlaşmış,

Ne mutlu, emaneti bugünlere kadar taşıyanlara,

Ne mutlu aldıkları yadigârı elden ele geçirenlere.

Ne mutlu, mükâfatı çile, madalyası yara, armağanı şehadet olan davayı bugünlere ulaştıranlara.

Bugünlere kolay gelinmedi,

Bugünler kendiliğinden gelmedi,

Davamız ezelden beri haklıydı.

Ama hep haklı çıkmayı bekledik durduk.

Sabrettik, dayandık ve inandık.

Şimdi hak verenler çoğaldı.

Şimdi hakkımızı teslim edenler arttı.

Başbuğ’un müstesna liderliğinin sorumluluğunu taşımak kolay değildi.

Kurucusunu, liderini, bilgesini kaybetmiş bir kutlu davanın taşınması kolay değildi.

Bunun farkında oldum.

Bunun şuurundaydım.

Bu yüksek sorumluğu bana verdiğinizde, yalnız yürünmeyeceğini biliyordum.

Sizlere olan inancımı hiç kaybetmedim.

Zor, ancak onurlu bir görevi üstlenmekten kaçmadım.

Sizlere güvendim, Tarihe güvendim, Köklerimize güvendim.

Ve ne mutlu ki güvenimde hiç yanılmadım.

Sizleri hep yanımda gördüm, yanım da buldum.

Ben yavaşlasam, siz koştunuz.

Bugünlere getirdiniz.

Yüce Allah, bir koca asrı ve kırk uzun yılı bugünlere getirenlerden razı olsun.

Bu ağır mesuliyeti taşıyacak omuzlara, sizlere güç versin, takat versin.

Ve bugün burada toplanmamıza vesile olan,

Aziz şehitlerimize, hayatta olmayan ülküdaşlarımıza, dava arkadaşlarımıza rahmetini esirgemesin.

Hasretimizin sadası,

Milletimizin duası,

Ve Allah’ın selamı üzerinize olsun.

Tekrar tekrar hoş geldiniz.

Safalar getirdiniz.

Şerefler verdiniz.

Muhterem Dava Arkadaşlarım,

Büyük Kurultayımız, tarihi bir dönüm noktası olacaktır. İnancım budur.

Milliyetçi Hareketin iradesi, bugün milletimizi yeni asırlara taşıyacak siyasi vizyonu ortaya koyacaktır.

Milliyetçi Hareket, iktidar yürüyüşünün yol haritasını ve kadrolarını belirleyecektir.

Türkiye’miz, hareketimiz, demokrasimiz için hayırlı olmasını diliyorum.

Bu muhteşem tablodan elbette ki iftihar ediyorum.

Cenab-ı Allah’a iktidara giden yolda bizleri yeniden buluşturduğu için şükrediyorum.

Bu coşkuyu gösteren, bu heyecanı tattıran, bu doğruluşu yaşatan Rabbime hamd ediyorum.

Bu duyguyu ancak yüksek ülkülere koşanlar anlar.

Bu duyguyu milletine sevdalananlar anlar.

  • Boyun eğenler asla anlayamaz.
  • Kaynaklarımızı israf edenler anlayamaz.
  • Vicdanları istismar edenler anlayamaz.
  • Değerlerimizi ayaklar altına alanlar anlayamaz.
  • Mukaddesatımızı siyaset malzemesi yapanlar anlayamaz.
  • Arayışı bitmemiş kimliksizler, kişiliksizler,  anlayamaz.
  • Orhun’a yol yapınca milliyetçi olacağını sananlar hiç anlayamaz.
  • Teröristle masaya oturanlar asla anlayamaz.
  • Brüksel’de Avrupalı, Vaşington’da Amerikalı, Erivan’da Ermeni, Erbil’de Peşmerge olanlarsa hiç ama hiç anlayamaz.

İşte,  bu ruhu anlayanlar ve savunanlar burada toplanmışlar.

Türkiye için yüreklerinizi birleştirmişsiniz.

Türk milleti için gönüllerinizi buluşturmuşsunuz.

Tüm dikkatler burada,

  • Bir tas sıcak çorbaya hasret yoksulların kulağı burada,
  • Haklarını savunacak çelik yumruk arayanların gözü burada,
  • Bir lokma aş. kocasına iş, devletine baş arayanların gönlü burada,
  • Dosta güven, düşmana korku salmak isteyenlerin özlemleri burada,
  • Hasret çeken, sılayı gözleyen, gözyaşı dökenlerin umutları burada,
  • Ya devlet başa, ya kuzgun leşe diyenlerin yürekleri, bugün burada,
  • Türkçe konuşan, Türkçe düşünen ve dünyayı Türkçe okuyanların hasretleri, bugün burada.
  • Milleti ile övünen,
  • “Ne mutlu Türküm” diye,
  • “Şehitler ölmez vatan bölünmez” diye haykıranların yürekleri burada.

Mesuliyetiniz büyük,

Omuzumuzdaki yük ağır.

Türkiye’min her köşesinde gönüller buradan, bu salondan çıkacak sesi bekliyor.

  • Meyve sandıklarını yakarak çatlamış ellerini ısıtan garipler bir ses bekliyor.
  • Evine ekmek götürmek için iki gündür direksiyon sallayan şoförler bir ses bekliyor.
  • Yavrusuna süt vermek için son kalan altınını bozduran kınalı eller bir ses bekliyor.
  • Sabahın köründen gece yarısına kadar siftah etmeyen esnaf bir ses bekliyor.
  • Yolda kalmış, dara düşmüş, gözü yaşlı, kısmeti bağlı, borcu ömrünü aşmışlar bir ses bekliyor.
  • Dükkanında müşteri, tezgahında iş, sofrasında aş arayanlar bir ses bekliyor.
  • Yasin okuyan analar, aş pişiren hanımlar, beşik sallayan gelinler bir ses bekliyor.
  • Sınırda nöbet tutan, onuru incinmiş, gururu kırılmış, ihanete şahit olmuş Mehmetçikler bir ses bekliyor.
  • Boynu bükük, ruhu mahcup, umudu tükenmiş üç koca kıt’a bir ses bekliyor.
  • Kerkük’te hoyratlarım,
  • Kaşgar’da gökbayrak,
  • Karabağ’da ağıtlarım,
  • Caber’de al bayrak,
  • Filistin’de mazlumlar,
  • Kerbela’’da mahzunlar,
  • Balkanlar’da kardeşlerim bir ses bekliyor.
  • Anadolu’mun, alpleri, erenleri, alperenleri,
  • Yurdumun abdalları, gazileri, ahileri ve bacıları,
  • Vatanımın anaları, babaları, dedeleri, erenleri bir ses bekliyor.

Türk milleti, elinden tutup kaldıracak kuvveti bekliyor, ümidi bekliyor, hasreti bekliyor ve müjdeyi bekliyor.

Vatan uğruna tertemiz alnından vurularak toprağa düşmüş şehitlerim haykırış bekliyor.

Ve bugün rüzgarı tersten esen, ay yıldızlı albayrak kendisini zirveye dikecek yiğitlerini bekliyor.

Ve bu bekleyiş bugün burada sona eriyor.

İşte, müjde, bugün bu salondan dünyaya yayılıyor.

İşte, hasret, bugün bu salonda sona eriyor.

Umutlar ülkü ile kucaklaşıyor.

Millet, Milliyetçi Hareketle buluşuyor.

İnanç, üç hilaline kavuşuyor.

  • Bugün burada bir tarih yazıyorsunuz.
  • Tıpkı Orhun’dan seslenen Bilge Kağan gibi,
  • Bugün burada bir devri kapıyorsunuz.
  • Tıpkı Bizansı deviren Sultan Fatih gibi,

Hepinizle iftihar ediyorum.

İnanın ve emin olun.

Doğru yerdesiniz.

Doğru zamandasınız.

Doğru davadasınız.

Sizdeki bu kararı, sizdeki bu heyecanı sizdeki bu ruhu görünce en büyük dileğimi, en kutlu inancımı huzurunuzda tekrarlamak istiyorum:

Sonsuza Kadar ‘var ol’ Türkiye

Değerli Dava Arkadaşlarım,

Evet, bizim sevdamız Türkiye’dir.

Evet, Bizim sevdamız Türk milletidir.

Biz ay yıldızın vurgunuyuz,  biz vatanın tutkunuyuz.

Ama ne var ki, bugün Türkiye sancılıdır.

Türk milleti sıkıntılıdır.

Al bayrağımız yorgundur.

Tam yedi yıldır hükümet olan Adalet ve Kalkınma Partisi ile:

  • Türkiye bugün tam bir kuşatma çemberi altındadır.
  • Her gün daralan kıskacın içinde bunalımlarla boğuşmaktadır.
  • Ülkemiz, keskin viraja doğru giden çok tehlikeli yoldadır.
  • Milletimizin birliği, dirliği, varlığı ve geleceği tehdit altındadır.
  • Yıkılmadık değer, sarsılmadık mukaddesat, incitilmedik gönül kalmamıştır.

Bugüne kadarki gelişmeler, yarın karşılaşacağımız felaketlerin acı habercisidir.

Önümüzdeki tehlike çok büyüktür.

Karşımızdaki birinci tehlike, ülkemizi uçuruma sürükleyen güvenlik tehditleridir.

Siyasi ayrılıkçılık hevesleri hız kazanmıştır.

Türkiye’nin milli devlet niteliği ve üniter yapısı hedef alınmıştır.

Türk milletinin bin yıllık kardeşliği tehdit altına girmiştir.

Vatanımızın, devletimizin, milletimizin tekliği tartışılmaktadır.

İkinci tehlike, milletimizi bölünmeye doğru götüren cepheleşmedir.

  • Etnik temelde bölünme, inanç temelinde cepheleşme, mezhep temelinde iç ve dış tahrikler artmıştır.
  • Kimlikler kaşınarak, gerilim ortamı körüklenmiştir.
  • Toplumsal huzursuzluk ve çatışma alanları genişlemiştir.
  • İç huzur, kardeşlik ve dayanışma ruhu yara almıştır.
  • Bu yıkıcı tahribat Türkiye’yi içten içe çürütmektedir.

Tehlikelerden üçüncüsü, siyasi ve sosyal bünyemizdeki çözülmedir.

  • Ahlaki çürüme devlet ve toplum hayatımızı bütünüyle kuşatmıştır.
  • Yozlaşma kültürü her alanda derin kökler salmıştır.
  • Türkiye yolsuzluk, vurgun, talan ve kanunsuzluklar ülkesi olmuştur.
  • Devlete ve adalete olan güven duygusu temelden zedelenmiştir.
  • Siyaset kurumu kirlenmiş ve toplum nazarında itibar kaybetmiştir.

Karşımızdaki dördüncü tehlike, ekonomik kriz, yokluk ve yoksulluktur.

  • Teğet geçeceği söylenen kriz, vatandaşımızın bağrını delmiştir.
  • İşsizlik, iflaslar, işten çıkarmalar, yoksulluk, yolsuzluk artmıştır.
  • Emeklimiz, işçimiz, memurumuz, köylümüz, çiftçimiz, esnafımız çaresizdir.
  • Gelir dağılımında adaletsizlik artmış, servet farkı büyümüştür.

Beşinci tehlike ise Türkiye’nin bekasını tehdit eden küresel gelişmeler ve hükümetin uluslararası teslimiyetidir.

Türkiye’miz üzerinde hesabı olanların hepsi,

  • Kim varsa, Rum, Ermeni, Peşmerge,
  • Haçlı zihniyeti, Müslüman katili, Türk düşmanı, insanlık kasabı hepsi, AKP hükümetinin arkasında sıraya girmiştir.

Milletimizden ve coğrafyamızdan intikam almak isteyenlerin tamamı Başbakan’ın arkasında kuyruğa dizilmiştir.

86. kuruluş yılını yaşayan devletimizin karşısına çıkan bu ağır tablo;

  • Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığını, geleceğini ve sınırlarını hayati derecede etkileyecek düzeyde bir beka sorunudur.
  • Milletimizin bin yıllık kardeşliğini ve milli kimliğini aşındırarak, yıkıma götürecek sosyolojik parçalanma sorunudur.
  • Türkiye’nin hükümranlık gücünü kaybedeceği, milli devletin ortadan kalkacağı stratejik çözülme ve siyasal dağılma sorunudur.
  • Ayrışmanın hızlanması ve bölücülüğün siyasallaşması halinde birliğimizi tehdit eden milli güvenlik ve huzur sorunudur.
  • Türk milletini kaynaklarını kullanmaktan uzaklaştıracak, başka milletlerin ekonomik hükümranlığının altına sokacak bağımsızlık ve kalkınma sorunudur.

Bugün,

  • Türkiye ve Türk milletinin etrafındaki çember daralmıştır.
  • Milletimizi koruyacak güvenlik duvarları tahrip olmuştur.
  • Tutarsız, işbirlikçi ve teslimiyetçi bir hükümet karşımızdadır.
  • Türkiye’nin güvenliği tehditlerle karşı karşıya bırakılmıştır.
  • Silahlı ve silahsız bölücülük cesaret, moral ve mevzi kazanmıştır.
  • Şer ortaklıkları, hakaret ittifakları, işbirlikçi cepheler oluşmuştur.
  • Ve bunların kaynağı olan AKP, artık Türkiye’nin bekası için başlı başına tehdit haline gelmiştir.

Bu tablonun karşımıza çıkardığı gerçek her cephede yaşanan çürüme, çözülme, çöküş ve çaresizliktir.

Ve AKP yedi yılda her alanda yenilmiş, her alanda teslim olmuştur.

  • Irak’ta aşiret reislerine, dağlarda teröriste teslim olmuştur.
  • Kıbrıs’ta Rumlara, tarihte Ermenilere teslim olmuştur.
  • Sokakta suçlulara, meydanlarda bölücülere teslim olmuştur.
  • Ekonomide vurgunculara, sofralarımızda yoksulluğa teslim olmuştur.

Şimdi sıra Türkiye’yi teslim etmeye gelmiştir.

Biz buna izin vermeyeceğiz.

Biz buna asla göz yummayacağız.

Bunun için varız.,

Bunun için buradayız.

Sonuna kadar mücadele edecek ve mutlaka başaracağız.

Değerli Dava Arkadaşlarım,

Hepiniz şahitsiniz.

Bugün ülkemizin çıkmayan çivisi kalmamıştır.

Bütün kavramlar, bütün değerler, bütün anlamlar alt üst edilmiştir.

İnancımız, kutsallarımız, ilkelerimiz, benliğimiz tahrip edilmiştir.

  • Adına sıfır sorun denilmiştir, Kıbrıs, Karabağ, Kerkük peşkeş çekilmiştir.
  • Adına dostluk denilmiştir, Barzani’nin hakaretlerine göz yumulmuştur.
  • Adına barış denilmiştir, Vaşington masalarına yüz sürülmüştür.

 

  • Adına uyum denilmiştir, dayatmalara, talimatlara boyun eğilmiştir.
  • Adına pazarlık denilmiştir, milli varlıklarımız haraç mezat satılmıştır.
  • Adına dik duruş denilmiştir, omurgada kırılmamış yer kalmamıştır.
  • Adına yüzleşme denilmiştir, ecdadımız, tarihimiz katillikle suçlanmıştır.

Hangi birini sayalım, hangisi söyleyelim.

Ve hepiniz bu zillete şahitsizin, hepiniz bu rezalete tanıksınız:

Hepinizin öfkesi yüzünüze yansımış, hepinizin ayranı kabarmış;

  • Adına açılım denilmiştir, eli kanlı PKK, omuzlarda gezdirilmiştir.
  •  Adına fırsat denilmiştir, AKP ve PKK, elele tutuşmuştur.
  • Adına çözüm denilmiştir, şehidimize “kelle” diyenle, katile “sayın” diyenler sınırda kucaklaşmıştır.

Şehitlerin yarası yeniden kanatılmıştır.

Gazilerin acısı yeniden yaratılmıştır.

Güneydoğulu kardeşlerim PKK ile bir tutulmuştur.

AKP’nin PKK açılımı, Türkiye’nin önüne konan uçurumdur.

  • Ahlak, namus, vatan, bayrak, şeref ve haysiyet uçuruma düşmektedir.
  • Bizi biz yapan, milletimizi millet yapan, devletimizi ayakta tutan bütün değerler uçuruma yuvarlanmaktadır.
  • Bin yıllık varlığımızın ve kardeşliğimizin şifreleri, kodları kırılarak bu karanlık uçuruma doğru yuvarlanıp gitmektedir.

Türk milleti tarihinin en karanlık, en tehlikeli günlerini yaşamaktadır.

Türkiye içerden kuşatılmak, yıkılmak, parçalanmak istenmektedir.

Ülkemiz, Malazgirt Zaferinden bu yana hiçbir kötü niyetlinin başaramadığı çözülmenin emarelerini göstermektedir.

Vatanımız, AKP denen teslimiyet ve yıkım kadrolarınca dizlerinin üstüne çöktürülmüştür.

Türk milleti öz vatanında boğulmak istenmektedir.

Bayrak, gönderinden indirilmek istenmektedir.

Tertemiz vicdanlar doğranmak; pırıl pırıl yürekler karartılmak istenmektedir.

Eli kanlı PKK ile yöredeki tertemiz kardeşlerimiz karıştırılmak istenmektedir.

Ve istenmektedir ki; yıkmak için, dağıtmak için, çözmek için, bölmek için;

  • Dilsiz olun, sağır olun, kör olun.
  • Gözleriniz görmesin, kulaklarınız duymasın, elleriniz kalkmasın istenmektedir.
  • Duyulmasın, bilinmesin, görülmesin istenmektedir.

Çok şükür ki millet gerçekleri görmüştür.

Şehidine gazisine, sahip çıkmıştır.

Türk milleti, küresel senaryoya dur demiştir.

Bu ihanete, göz yummayacağını ilan etmiştir.

İyi şeyler olacağını müjdeleyenler ise ortalıktan kaçmıştır.

Teröristin ardından ağlayanlar, çark etmeye başlamıştır.

İçeriği sır gibi saklanan oyunlar bozulmuştur.

Milletimize hazırlanan mayınlar ellerinde patlamıştır.

Bu, yılardır AKP’nin zilletine sessiz duran milletimizin isyanıdır.

Bu, bölünmek istemediğini haykıranların Başbakana cevabıdır.

Bu, hepinizin ortak eseri ve büyük bir uyanışın işaretidir.

Başbakan ve “kötü adamları” sinmiştir.

Bedel ödemeye hazır olduğunu söyleyenler, insan içine çıkamaz hale gelmiştir.

İmralı, Kandil, Peşmerge, Amerika ve Erdoğan’ın oyunu bozulmuştur.

Yıllardır söylediklerimiz belgelenmiştir.

Başbakan ve hükümetinin maksatları ortaya çıkmıştır.

Niyetleri anlaşılmıştır.

Eğer, bu gelişmelerden hala ders çıkaramayanlar varsa, tekraren hatırlatıyorum:

Ben, buradan bir kez daha açıklıyorum:

Gittiğiniz yol, yol değildir. PKK’ya teslimiyettir.

Millet bunu görmüştür.

Peşine düştüğünüz tuzak, hayrımıza değildir.

Millet bunu anlamıştır.

Ve eğer bir ihanet yoksa, bir alçalış yoksa, bunu görme ve anlama sırası Başbakana gelmiştir.

Bunun sonu yıkılıştır.

Bunun sonu çöküştür.

Bundan kurtuluş yoktur.

Fırsat denilen,

Türkiye’yi etnik temelde ayrıştırmayı,

Etnik nifak sokarak yabancılaştırmayı,

Kimliksizleştirmeyi, parçalamayı,

Çatıştırmayı ve bölmeyi amaçlayan bir “Yıkım Projesidir.”

Türkiye’yi önüne katıp giden yıkım sürecinin devamı halinde:

  • Kanlı terör affedilecek ve hesabı sorulamamış ihanet nedeniyle milli vicdan çökecektir.
  • İmralı Canisi serbest kalarak siyasallaşmada yerini alacak, milli adalet hissi çökecektir.
  • İkinci ve başka diller resmiyete girecek, milli kimliğimizin omurgası olan milli dil çökecektir.
  • Ayrışmış kimliklerde ayrı mensubiyet uyanacak, çok milletli yapı doğarak milli devlet çökecektir.
  • Keskinleşmiş kimlikler yeni başkentler ve yönetimler arayacak, üniter devlet çökecektir.
  • Ve biliniz ki bunun en sonunda, önce vatan, sonra milli varlık çökecektir.

Kim, böyle bir tablo karşısında suskun kalabilir?

Kim, milletimize çekilmek istenen bu kefeni kader diye kabul edebilir?

Hangi helal süt emmiş evlat, bunu hazmedebilir?

Yurdum, vatanım, bayrağım, milletim diyebilen hangi vicdan bunu sineye çekebilir?

  • Sizlere faşist denildi, aldırmadınız,
  • Tabela partisi denildi, dönüp bakmadınız,
  • Yavru muhalefet denildi, umursamadınız,
  • Kafatasçı denildi, ırkçı denildi, gülüp geçtiniz.

Bunlara takılmadınız, oyalanmadınız yolunuza devam ettiniz.

Çünkü hiçbiri siz değildiniz.

Ama sabır bir yere kadar, tahammül bir noktaya.

Ne zaman ki, şehadet sorgulatılmaya başlasa,

Ne zaman ki, gazilerimizin ruhu incitilse, işte o zaman durdunuz ve hep bir ağızdan haykırdınız.

Dediniz ki;

“Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır.

Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır”

Başbakan Erdoğan’a sesleniyorum:

Türkiye, bizim vatanımızdır. Gideceğimiz başka yerimiz yoktur.

Gitmeye niyetimiz de yoktur.

Bizi buradan gönderecek de henüz anasından doğmamıştır.

Çünkü bu uğurda sayısız şehadet yaşanmıştır,

ve bu topraklar karış karış vatanlaşmıştır.

PKK’ya karşı kahramanlık göstermiş korucuların mücadelesi ortada.

Teröre karşı gecesini gündüzüne katmış yöre halkının ve Mehmetçiğin mücadelesi ortada,

Başbakanın,  çürümüş zihniyeti anlamaz ama,

Onlar, hiçbir zaman yan gelip yatmamıştır.

Can verip, kan verip gönül verip, nefes verip, tertemiz toprağa uzanmışlardır.

Bugün var isek onlar sayesindedir.

Bugün yaşıyorsak onlar, canlarını, kollarını, bacaklarını, gözlerini kaybettikleri içindir.

Şehitlerimizin duası biz olacağız.

Gazilerimizin kolu, bacağı, gözü, eli ayağı biz olacağız.

Başbakanın “PKK açılımı” onları incitmiştir, öfkelendirmiştir.

Hakaretin sahibi odur ama millet üzülmüştür.

Bu zilletin mimarı odur, ama milletimiz utanmıştır.

Milletim adına onlardan özür dilemek, gönül almak da bana düşsün.

Şehitlerimiz ve gazilerimiz haklarını helal etsin.

Dileğim odur ki, muhterem aileleri küsmesinler, kırılmasınlar.

Asker aileleri, polis aileleri, korucu kardeşlerimiz gönül koymasınlar,

Şehitleriniz ve gazileriniz, artık yalnızca sizin evladınız değildir.

Mücadeleleri de, kendileri de millete mal olmuştur.

Bizim de evladımızdır.

Ve millet AKP zihniyeti değildir.

Kimliksiz Başbakan Erdoğan değildir.

Bugün vardır, yarın olmayacaktır. Yerinde yeller esecektir.

Ama incinmiş gönülleri tamir etmek bize düşecektir.

Zira, Milliyetçi Hareket bu inançla buradadır.

Ve buradan bütün dünyaya meydan okumaktadır.

“Şehitler ölmez, vatan bölünmez.”

Türk milleti mutlaka ayağa kalkacaktır.

Sırtındaki sırtlanları silkeleyip atacaktır.

Ve yeni bir bin yıla doğru emin, güçlü ve kararlı adımlarla mutlaka koşacaktır.

Bunun başka yolu ve çaresi yoktur.

Ve bizim varlık nedenimiz budur.

Bu kurultayın anlamı, önemi ve değeri buradadır.

Gündelik hayatın zorluklarını her zaman aşabiliriz.

Bugün biz buluruz, komşumuzla bölüşürüz.

Yarın bulamayız kardeşimizden alırız.

Bugün aç yaşarız, yarın tok oluruz.

Bunlar aşılır, bunlar çözülür.

Ama bir kez bile altımızdan vatan giderse,

Ama bir kez bile kardeşler kırılırsa bunun telafisi yoktur.

Bundan dönüş de yoktur.

Gün birleşme günüdür.

Gün bütünleşme günüdür.

Ve kucaklaşmanın adresi büyük Türk milletidir.

Uzlaşma ve huzurun adresi Türkiye Cumhuriyeti devletidir.

Aydın’dan gelmiş kardeşimle, Mardin’den gelmiş kardeşim buradadır.

Siirt’ten gelmiş kardeşimle, Trabzon’dan gelmiş kardeşim buradadır.

Van’dan gelmiş kardeşimle, Antalya’dan gelmiş kardeşim işte burada ve omuz omuzadır.

Ayrıları, gayrıları yok.

Farkları yok, farklılıkları yok.

Kimse onların anasının dilini merak etmedi.

Kimse onların kökenini, mezhebini sorgulamadı.

Huzur içinde geldiler ve huzur içinde dönecekler.

Bizim için Edirne ne ise, Hakkari de aynıdır.

Bizim için Denizli ne ise Şırnak da aynıdır.

Ayrılığı aramızdan atalım.

70 milyonu kardeş bilelim ve kenetlenelim.

Bölünmeyi, parçalanmayı reddedelim.

Bizler bunu aşacak, şuur, ahlak ve inanç sahibiyiz.

Ve bu konuda kararlıyız.

Bizim gönlümüzde herkese yer var.

Bizim yüreğimiz herkesi kucaklamaya yeter.

Çünkü, bu ülkede yaşayan her evladımız önce Cenab-ı Allah’ın emanetidir.

Ve bu emanetin sorumluluğu elbette ki ağırdır.

Bu emanetin manevi vebali elbetteki büyüktür.

  • İnanç istismarından bunalan vatandaşlarım da,
  • Yokluk ve yoksulluktan daralan kardeşlerim de,
  • Evladının gelecek kaygısını duyan babalar da,
  • Vatan görevindeki oğlu için yüreği çarpan eli öpülesi analar da, aziz milletimizin hazineleridir.

Barışmak, kucaklaşmak için fırsat arayan bütün vatandaşlarımı Türkiye ve Türk milleti değerleri etrafında buluşmaya davet ediyorum.

Kim olursanız olunuz, nerede yaşıyorsanız yaşayınız, milli kimlik ve milli vatan altında yaşamayı arzu eden herkese kucağımızı açıyoruz.

Biz, bunun için varız ve buradayız.

Bu nedenle üç hilalin altındayız.

Kucaklaşacağız, kazanacağız,

Başaracağız ve iktidara ulaşacağız.

Değerli Dava Arkadaşlarım,

Bugün karşımıza çıkan tehlikeleri sadece günümüzün şartları ile yorumlamaktan kaçınmak durumundayız.

Bugün ne yaşıyorsak, neye maruz kalıyorsak biliniz ki bunun başlangıcı Anadolu’nun fethine kadar giden tarihlere uzanmaktadır.

Bugün yaşadıklarımızın kökü geçmişte, derinlerdedir.

Türklüğe karşı bin yıldır sinmiş kin ve nefret, saklandığı yerden AKP’yi görünce yeniden doğrulmuştur.

Bu tam bir hesaplaşmadır.

  • Kapanmamış defterlerin,
  • Silinmemiş nefretlerin.
  • Tükenmemiş düşmanlıkların,
  • Unutulmamış yenilgilerin hesabıdır bu.

Bu, bitmemiş hesabın bugünkü taşeronu Adalet ve Kalkınma Partisi ve Başbakan Erdoğan’dır.

Bu Türk milleti ile bin yıldır kapanmamış tarihi bir hesaptır.

  • Anadolu’yu kaybetmiş Bizanslı Diyojen’nin, Selçuklu Sultanı Alparslanla 938 yıllık hesabıdır bu.
  • Haçlı Komutanı Komnenos’un, Türk-İslâm hükümdarı Kılıçarslan’la 913 yıllık hesabıdır bu.
  • Bursa’yı kaybetmiş Bizans tekfurlarının, Orhan Gazi ile 683 yıllık hesabıdır, bu.
  • İstanbul’u kaybeden Konstantin’in, Sultan Fatih’le 556 yıllık hesabıdır bu.
  • Sancağını kaptırmış Andrea Dorya’nın, Kaptan-ı Derya Hızır Reis’ten 471 yıllık hesabıdır bu.
  • Kâbuslar gören, tir tir titreyen Viyana’nın, Kara Mustafa Paşa’dan 326 yıllık hesabıdır bu.
  • Aziziye tabyasından sökülüp atılan Ermeni çetelerinin, Nene Hatun’dan 132 yıllık hesabıdır bu,
  • Boğazın sularına gömülmüş Kraliyet donanmasının, Çanakkale şehitleriyle 94 yıllık hesabıdır bu,
  • Ayağa kalkmış Anadolu’dan defolup gitmiş yedi düvelin, Mustafa Kemal’le 87 yıllık hesabıdır bu,
  • Beşparmakta aklı, Gabar’da, Şırnak’ta, Hakkari’de gözü kalmışların Mehmetçikle hesabıdır bu,
  • Açılım, çözüm, çare, reform denilenlerin tamamı, yıkım anlaşması Sevr’in Kuruluş anlaşması Lozan’la hesaplaşmasıdır.

Bunun adı ve tanımı dokuzuncu haçlı seferidir.

Bir tarafta Türk milleti, diğer tarafta tarihi emeller, hırslar ve kinler.

Ve bu emellerin hizmetkârı olan Başbakan Erdoğan ve hükümetleri.

  • Tarih yargılanmaktadır.
  • Millet yargılanmaktadır.
  • İslâm yargılanmaktadır.
  • Vatan yargılanmaktadır.
  • Türkçe yargılanmaktadır.
  • Şehadet yargılanmaktadır.

Ve ne üzücüdür ki ilk kez, bizden görünüp, bizden olmayan birilerini bulmuşlardır.

Maalesef işbirlikçileri bizdendir, içimizdedir.

Bu kadar içimizden kuşatmışlardır.

Ancak yanıldıklarını er geç anlayacaklardır.

Türkiye AKP’den ibaret değildir.

Türk milleti işbirlikçilerden ibaret değildir.

Bilmiyorlar ki Anadolu’yu vatan yapanlar ölmedi.

Türklüğü asırlarca taşıyanlar, İslâmın sancaktarlığını yapanlar hala yaşıyor.

Ve çok şükür ki aramızdalar.

Ve bugün buradalar

İşte burada bu salonda yaşıyorlar.

  • Demirlemiş düşman gemilerini parmağıyla işaret eden Turgut Reisler bu salonda.
  • Türkü Avrupa’ya taşımaya yemin ederek canlarını Hakka emanet etmiş Akıncı Beyleri bu salonda.
  • Bağrına saplanan oklara rağmen surlara bayrak diken Şehit sancaktarlar bu salonda.
  • Düşman karargâhının on adım önünde şehit olan Tayyar Rahmiye Hanım bu salonda.
  • 3000 İngilizi 67 Mehmetçikle sahilde durduran Ezineli Yahya Çavuş bu salonda,
  • Fuzuli’nin, Karacaoğlan’ın, Köroğlu’nun, Pir Sultan’ın, Aşık Veysel’in sazları, sözleri bu salonda,
  • Ehli Beyt’in, Dedem Korkut’un, Hacı Bektaş’ın, Gül Baba’nın, Hacı Bayram’ın, Şeyh Edebali’nin mübarek duaları bu salonda.
  • Ülkü için çarpan yürekleriyle benliklerinden vaz geçmiş şehit İmamoğlu, şehit Sazak bey, merhum Türkeş bey bu salonda.

Hepinizle iftihar ediyorum.

Hepinize sonuna kadar güveniyorum.

Vatan sahipsiz değildir.

Millet yetim değildir.

Devlet öksüz değildir.

Ümitler tükenmedi, ümit sizsiniz.

Çare bitmedi, çare sizsiniz.

Mücadele bitmedi, yapacak sizsiniz.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

Ülkücü Hareket

    <%Ülkü Hareket%>
  • Blogcu Yardım
  • İslamiyet

      <%İslamiyet%>

    Bir Ayet

    BAŞBUĞUN ÖZLÜ SÖZLERİ

    İnsanlık âleminin en şerefli bir ailesi Türk Milletidir. Dokuz Işık demek, Türk Ülküsü demektir.

    Türk töresi, Türk ülküsünün ayrılmaz parçasıdır.

    Türkün en önemli vasfı teşkilâtçılığıdır.

    İnsanlar; yoksulluğa, açlığa, susuzluğa tahammül ederler. Fakat adaletsizliğe, hor görülmeye, aşağılanmaya ASLA müsaade, müsamaha etmezler.



    Türk Töresinin bir şartı da yüksek vazife duygusudur. Vazifeyi her ne pahasına olursa olsun yapmaktır. Diğer bir şart, toplum uğrunda her çeşit fedakârlığı yapmaktır. Millete hizmet yolunda şahsi menfaatlerden, şahsi zevklerden feragattir. Vazgeçmektir. Kişiler kendilerini millet için feda ederler. Türk Milleti'nin büyüklüğü böyle yükselecektir. Onu sizler yaşatacak, sizler yükselteceksiniz. Türk Töresinin en önemli bir gereği de sır saklamaktır. Sır saklamak...

    TÜRKLÜK bedenimiz, İslamiyet ruhumuzdur. Ruhsuz beden ceset olur.

    Ülkücüler, insanlık âlemi içinde ne uşak olmayı, ne de başkalarını uşak olarak kullanmayı kabul etmeyen şerefli bir bayrağın taşıyıcısıdır.

    Türk Devletinin yenilmez, zinde hayat gücü ve Türk Milletinin teminatı ve istikbali gençliktir.

    Türk aydınları için Batı'nın sığınması olmak bir ideal olarak benimsenmiştir. Milletimiz için bundan korkunç felaket düşünülemez.

    Fikir, iman, ülkü aşkı ... İnsanları güçlü yapan bunlardır.

    Türk töresinin bir diğer şartı da haddini bilmektir. Haddim bilmek... Ne kendinizi dev aynasında göreceksiniz. Herkese yukarıdan bakacaksınız, ne de kendinizi aşağıdan göreceksiniz, aşağıdan bakacaksınız.

    OSMANLI PADİŞAHLARIMIZ

    TARİHTE BUGÜN

    PEYGAMBERİMİZİN VEDA HUTBESİ

    Veda Hutbesi

    Bismillahirrahmanirrahîm

    EY İNSANLAR!
    Sözümü iyi dinleyiniz.Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha birleşemeyeceğiz.

    İNSANLAR!

    Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur.

    ASHABIM!

    Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki bildiren kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlıyarak muhafaza etmiş olur.

    ASHABIM!

    Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin. Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lâkin borcunuzun aslını vermek gerektir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahilliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz de Abdulmuttalib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir.

    ASHABIM!

    Cahilliyet devrinde güdülen kan dâvâları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu (amcazadem) Rebia'nın kan davasıdır.

    İNSANLAR!

    Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve hakimiyet kurmak gücünü ebedi suretle kaybetmiştir. Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız!

    İNSANLAR!


    Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzeridne hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki

    hakkınız, onların, aile yuvasını, hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe döğüp sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, memleket göreneğine göre, her türlü yiyim ve giyimlerini temin etmenizdir.


    MÜ'MİNLER!


    Size bir emanet bırakıyorum ki ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet Allah Kitabı Kur'andır.

    MÜ'MİNLER!

    Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman müslümanın kardeşidir, böylece bütün müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz başkasına helal değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisine vermiş olsun...


    ASHABIM!

    Nefsinize zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır.

    İNSANLAR!

    Allah Teala her hak sahibine hakkını (Kur'an'da) vermiştir. Varise vasiyet etmeğe lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardır. Babasından başka bir soy iddia eden soysuz, yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın! Cenab-ı Hak, bu gibi insanların ne tevbelerini, ne de adalet ve şahadetlerini kabul eder.

    İNSANLAR!

    Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Âdem'in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır. Allah yanında en kıymetli olanınız, O'na en çok saygı göstereninizdir. Arabın Arap olmayana -Allah saygısı ölçüsünden başka- bir üstünlüğü yoktur.

    İNSANLAR!

    Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?

    "-Allah'ın elçiliğini ifa ettin, vazifeni yerine getirdin, bize vasiyet ve öğütte bulundun diye şahadet ederiz." (Bunun üzerine Resûl-i Ekrem mübarek şahadet parmağını göğe doğru kaldırarak sonra da cemaat üzerine çevirip indirerek şöyle buyurdu.)

    Şahid ol yâ Rab!

    Şahid ol yâ Rab!

    Şahid ol yâ Rab!

    Mehmetcik Vakfı

    Image Hosted by ImageShack.us

    İLETİŞİM

    İLETİŞİM

    KIZILCAHAMAM ÜLKÜ OCAGI

    YENİCE MAHALLESİ
    CENGİZ TOPEL CAD.

    KÜTÜKÇÜ APARTMANI

    TEL:0312 736 50 29



    ZİYARET ETTİĞİNİZ İÇİN TEŞEKÜR EDERİZ...
    Ülkü Fm Radyo dinle

    Türk Milliyetcilerini Dinle

    <