Türk Töresinin bir şartı da yüksek vazife duygusudur. Vazifeyi her ne pahasına olursa olsun yapmaktır. Diğer bir şart, toplum uğrunda her çeşit fedakârlığı yapmaktır. Millete hizmet yolunda şahsi menfaatlerden, şahsi zevklerden feragattir. Vazgeçmektir. Kişiler kendilerini millet için feda ederler. Türk Milleti'nin büyüklüğü böyle yükselecektir. Onu sizler yaşatacak, sizler yükselteceksiniz. Türk Töresinin en önemli bir gereği de sır saklamaktır. Sır saklamak...

« Önceki |

16/12/2009

"Bin Yıllık Kardeşliği Yaşa Ve Yaşat" Mitinginde Genel Başkanım

 

Bin Yıllık Kardeşliği Yaşa ve Yaşat  - 13 Aralık 2009 Ankara Tandoğan Meydanı

  

Kardeşlikle geçen bin uzun yılın kaynaştırdığı Büyük Türk Milleti.

Gönüllerindeki vatan sevgisini Tandoğan’da buluşturan dava arkadaşlarım,

Bir kez daha tarih yazmak için seferber olan aziz Ankaralılar,

Kardeşliğimize sahip çıkmak için heyecanla, inançla buraya koşan ülküdaşlarım,

Sesimizi Ankara’dan Türkiye’ye duyuracak olan basın ve televizyonlarımızın değerli temsilcileri,

“Bin yıllık kardeşliği yaşa ve yaşat” inancı ile yapacağımız toplantıların ilkinde, Başkentimiz Ankara’da sizlerle buluşmuş olmaktan bahtiyarım.

Hepinizi sevgilerimle, saygılarımla selamlıyorum.

Göğsümüzü kabartacak bu ihtişamlı coşkudan görüyorum ki,

Üzerimizde oynanan oyunlara,

Aramıza sokulmak istenen fitnelere, rağmen,

Al bayrağımızı yükseltmek için,

Şehitlere sahip çıkmak için,

Gazileri kucaklamak için,

Kardeşliği savunmak için,

Ben de varım ve buradayım,

Yıkılmadım ve ayaktayım demek için

Heyecanla toplandınız. Buluştunuz.

Kucaklaştınız. Kaynaştınız.

  • Altındağ’dan, Çankaya’dan, Etimesgut’tan Keçiören’den, Mamak’tan, Sincan’dan geldiniz,
  • Yenimahalle’den, Akyurt’tan, Ayaş’tan, Bala’dan, Beypazarı’ndan, Çamlıdere’den, geldiniz,
  • Çubuk’tan, Elmadağ’dan Evren’den, Gölbaşı’ndan, Güdül’den, Haymana’dan geldiniz,
  • Kalecik’ten, Kazan’dan, Kızılcahamam’dan, Nallıhan’dan, Polatlı’dan ve nihayet Şereflikoçhisar’dan geldiniz.

Kahraman seğmenlere katılmak, verecekleri karara, duruşa, heyecana ortak olmak için Ankara’mızın çevre illerinden ve Türkiye’min her yerinden ulaştınız.

Tıpkı Milli Mücadele yıllarındaki gibi,

Tıpkı ilk Meclisin açıldığı günlerdeki gibi inançla, gururla Başkent’e, Tandoğan’a toplandınız.

İlçe ilçe, cadde cadde, sokak sokak Ankara’mızı başkent yapan ruhu bu meydana getirdiniz.

Hepiniz hoş geldiniz.

Onurlu geleceği işaret eden bu coşkuyu bizlere gösterdiği için,

Bizleri bir kez daha buluşturduğu için, Cenab-ı Allah’a şükrediyorum.

Ve bu muhteşem coşkuyu yaşatan sizlere teşekkür ediyorum.

Türk milletinin büyük uyanışını ve buluşmasını müjdeleyen bu toplantıya katılan herkesi en içten duygularımla kutluyorum.

Ekranları başında yürekleri bizimle beraber çarpan aziz milletimizi hürmetle selamlıyorum.

  • Ankara toprağının uluları Ahi Şerafettin’in, Hacı Bayram-ı Veli’nin, Ahi Elvan’ın dualarını bu meydana getirdiniz.
  • Şehitlerin, gazilerin, kahramanların hatıralarını bu meydana getirdiniz.

Başımızın üstünde yeriniz var.

Hepiniz hoş geldiniz. Sefalar getirdiniz.

Aziz Vatandaşlarım,

Değerli Dava Arkadaşlarım,

Muhterem Ankaralılar,

Yüreğinizle, gönlünüzle, geldiğiniz bu toplantı, tarihi bir kucaklaşmadır.

Bu muhteşem manzara, Türk milletinin şahlanışının işaretidir.

Bu muhteşem manzara, ayrılmak, bölünmek istemeyenlerin doğruluşudur.

Milli mücadeleyi gerçekleştiren ruh bugün bu meydandadır.

Devletimizi kuran yüksek irade ve kucaklaşma burada, bu meydandadır.

Bugün burada, başkentimiz Ankara’da, şerefli bayrağımız altında toplanan asil yürekler, yüce gönüller,

Tarihe, ecdada, şehitlere ve bayrağa sahip çıkmak,

Ortak geleceği kucaklamak,

Milli değerler etrafında kenetlenmek,

Türkiye’nin onurunu yüceltmek,

Milli birliği, kimliği ve devleti korumak, 

Bin yıllık kardeşliği yaşamak ve yaşatmak için bir araya gelmiştir.

Bugün bu meydanda;

Ecdadımızın duaları,

Şehitlerimizin ruhları,

Şehit analarının gözyaşları,

Yetimlerinin yürek yaraları,

Nesillerin gelecek ümitleri,

Bizimledir, bizim yanımızdadır ve bizim aramızdadır. 

Haberiniz olmasın dendi.

Engellenmek istendi.

Susmanız beklendi.

Duymanız istenmedi.

Ama bunların hepsini aştınız,

Hepsini elinizin tersiyle ittiniz ve Tandoğan’a toplandınız.

Nereli olursanız olunuz,

İster güneyden, ister kuzeyden,

İster doğudan, ister batıdan,

Kim olursanız olunuz,

Ülkemin neresinde doğarsanız doğunuz,

Kökünüz, kökeniniz, mezhebiniz ne olursa olsun,

Vatanım, bayrağım, milletim, kardeşliğim ve mukaddesatım demek için burada buluştunuz.

Bu ihtişamlı coşkudan görüyorum ki,

Bin yılın kaynaştırdığı Türk milleti üzerindeki;

Oyunlar boşa çıkmıştır.

Tuzaklar bozulmuştur.

Kurulan düzen dağılmıştır.

Bu muhteşem manzara, Türk milletinin dirilişidir.

Hepinizle iftihar ediyorum.

Sağ olun var olun.

Bizlere heyecan katıyorsunuz.

Coşkumuzu artırıyorsunuz.

Güç ve şevk veriyorsunuz.

İnancım odur ki,

Bugün Tandoğan’dan yükselen ses, Türkiye’nin kurtuluş umudu olacaktır.

Bugün Tandoğan’dan yükselen ses, Türk milletine biçilen kefenleri parçalayacaktır.

Bugün Tandoğan’dan yükselen ses, biriz, beraberiz, kardeşiz diyenlerin kararını dünyaya ilan edecektir.

Buna yürekten inanıyorum.

Bunun işaretini sizlerden alıyorum.

Yüce Allah, yeniden milli doğuş ve doğruluş yolunda yardımcımız olsun.

Türkiye’nin birliğine sahip çıkma davanızda;

Yolunuz, alnınız ve bahtınız açık olsun.

Aziz Vatandaşlarım,

Değerli Dava Arkadaşlarım,

Türkiye son yedi yıldır AKP iktidarı ile can çekişmektedir.

Siyasi, ahlaki ve vicdanı hiçbir ölçü tanımayan,

İlkesi, iradesi ve heyecanı olmayan,

Yalan, riya ve istismardan başka sermayesi kalmayan,

Yolsuzluk, hırsızlık ve soygun çamuruna batmış,

Sorunlara başka başkentlerden bakan,

Başarısız, kötü niyetli, şaibeli bir zihniyet yönetmektedir.

AKP iktidarında geçen yedi kayıp yıl, 86 yıllık Cumhuriyet tarihinin kaos, kriz ve kargaşa içinde geçen en acılı ve en karanlık dönemidir.

AKP’nin yedi yıllık yıkım ve tahribatı, afet boyutlarına ulaşmıştır.

Tek başına iktidar gücü ile israf edilen bu yedi yılda;

Aziz milletimizin sosyal dokusu ağır yara almıştır.

Toplumsal sorun alanları alabildiğine genişlemiştir.

Kamplaşma ve kutuplaşmalar derinleşmiştir.

Çatışma dinamikleri her alana yayılmıştır.

Devlet kurumları kuşatılmış, siyaset kurumu kirlenmiştir.

Ahlaki çöküntü, sosyal çözülme, kültürel çürüme ve siyasi kokuşma dayanılmaz boyutlara ulaşmıştır.

Bugün milletimiz daha yoksul, daha çaresiz, daha umutsuzdur.

Karşımızdaki enkaz tablosunun satırbaşları;

Geleceği kararmış halk kitleleri,

Hayat kavgası veren milyonlar,

Her geçen gün artan işsizler,

Peşkeş çekilen milli kaynaklar,

Kapanan dükkânlar,  çalışmayan fabrikalar, ödenmeyen senetler,

Tarlada kalan ürünler, iflaslar, cinnetler, intiharlar,

Evine ekmek götüremeyen babalar, aş pişiremeyen analar,

Birer birer gelecek umudu sönen ocaklardır.

AKP’nin dış politikası da her yönüyle bir iflas, hezimet tablosudur.

Teslimiyetçi, aciz ve şahsiyetsiz dış politika anlayışı sonucu;

Milli davalarımız ver-kurtul anlayışıyla feda edilmiştir.

Milli çıkarlarımız tehlikeye atılmıştır.

Sıfır sorun denilerek Türkiye’nin haysiyeti ayaklar altına alınmıştır.

Ülkemiz, yabancı başkentlerin güdümüne sokulmuştur.

ABD’nin küresel projelerinin emrine girilmiştir.

Avrupa Birliği ile hastalıklı ilişkiler kurulmuştur.

Türkiye; Kıbrıs’ta Rumların, Irak’ta Barzani’nin ve Kafkasya’da Ermenilerin peşinden koşan ülke olmuştur.

Kıbrıs Türkleri kaderlerine terk edilmiştir.

Irak Türkmenlerine ve Kerkük’e sırt çevrilmiştir.

Azerbaycanlı kardeşlerimiz küstürülmüştür.

Balkanlar’daki kardeşlerimiz, Batı Trakya’daki soydaşlarımız unutulmuştur.

Ancak, bugün ülkemiz bunlardan çok daha ağır ve çok daha önemli beka düzeyinde tehdit ve tehlikelerle karşı karşıyadır.

Türkiye’mizin önündeki bu sorunun adı: Bölücülük ve terördür.

Vatan evlatlarının şehadetleri sürmektedir.

Anaların ağıtları yürekleri dağlamaktadır.

Daha bu hafta hain bir saldırı, yedi kahramanı aramızdan aldı.

Altı gün önce, gececik yedi fidanımızı Tokat’ta şehit verdik.

Teröre kurban verdiğimiz gencecik kızımızı Hakka uğurladık.

Yüreğimiz ezik, acımız taze, üzüntümüz büyük.

Gönlümüz Reşadiye’nin dağlarında kaldı.

Gözyaşımız sel oldu aktı.

Feryatlarımız kabardı taştı.

Fatihalarımız arşa ulaştı.

Adanalı Harun Arslanbey,

Adıyamanlı Onur Bozdemir,

Ordulu Kemal Bide,

Muşlu Ferit Demir ve Yakup Mutlu,

Giresunlu Cengiz Sarıbaş

Hataylı Fatih Yonca şehitler kervanına katıldılar.

Onlar, önceki on binlerce şehit gibi, vatanımızın için canlarını verdiler.

Huzurumuz için.

Esenliğimiz için.

Birliğimiz için,

Bayrağımız için.

Bizim için, şehadete ulaştılar.

Hepsine Cenab-ı Allah’tan sonsuz rahmet diliyorum.

Milletimizin gönlünde taht kurdular.

Ruhları şad, mekânları Cennet olsun.

Ve ne mutlu ki, büyük milletim,

Her türlü kara propagandaya,

Her türlü istismara ve baskıya,

Her türlü melanete rağmen şehitlerini yalnız bırakmadı.

Düşmanları güldürmemek için ağlamayacağını söyleyen, yüreği yanık babalara,

Düğün hazırlığı yaparken şehit olan oğlunun ardından “kuzum sana hakkım helal” diyen gözü yaşlı analara,

Ağabeyinin naşına selam duran acılı kız kardeşlere,

“Beni de asker yazın” diyerek şehadete talip olan ağabeylere, ailenizden biri gibi sahip çıktınız, sarıldınız.

“Hepimiz Mehmet’iz, hepimiz askeriz” haykırışlarıyla eşsiz bir asalet gösterdiniz.

Size yakışanı yaptınız.

Sizden bekleneni ispat ettiniz.

Bu tavrınızla,

Kimliğini kaybetmiş,

İnancını kaybetmiş,

Değerlerini kaybetmiş bir yönetime milli duruş gösterdiniz.

Dünya’ya milletimizin gücünü, kararını, ilan ettiniz.

Milli bir heyecanı ve ihanete karşı duruşu vatan sathına dalga dalga yaydınız.

Gözlerimiz yaşla dolu olarak, hepinizle iftihar ettik.

Yüreklerimiz umutla dolu olarak, hepinizle gurur duyduk.

Haykırışlarınız milletimize güven verdi.

Duruşunuz yüreklerimize su serpti.

Meydan boş değil, biz de varız dediniz.

Tahammül sınırına dayandığınızı gösterdiniz.

Sesinizi tüm dünya işitti.

Haykırışlarınız Avrupa’ya ulaştı,

Okyanus ötesini aştı. Irak’ta yankılandı.

Hasım yüreklere kaygı düşürdünüz.

Dosta güven verdiniz, düşmana korku saldınız.

“Şehidim hakkını helal et” diye bağırdınız.

“Türkiye seninle gurur duyuyor” diye haykırdınız.

Ve siz  “Şehitler ölmez” diye bağırdıkça birileri huzursuz oldu.

Siz  “vatan bölünmez” diye haykırdıkça birileri rahatsızlık duydu.

Bu tavrınızla, Türkiyelilik zırvasına dur dediniz.

Askeri yan gelip yatmakla itham eden zihniyete dur dediniz.

Şehide kelle, katile sayın diyen çürümüş anlayışa dur dediniz.

Ve açılım denen yıkımın taşeronlarını rahatsız ettiniz.

Huzursuz ettiniz.

Umutlarını boşa çıkardınız.

Hepinizle iftihar ediyorum.

Hepinizle gurur duyuyorum.

Tarih boyunca, “yurduna alçakları uğratmamak uğruna göğüslerini siper eden” bütün şehitlerimizle övünüyoruz.

Türk milletinin bağımsız ve onurlu yaşaması için, “bir gül bahçesine girercesine kara toprağa girmiş” kahramanlarımıza minnet duyuyoruz.

Anıları yüreklerimize,

Sevdikleri vicdanlarımıza,

Sorulacak hesapları namusumuza emanettir.

Dikkat ediniz, Uyanık olunuz:

Şehadet deyince,

Gazilik deyince,

Al bayrağı görünce,

İstiklal marşını duyunca,

Gözleri hasretle yaşarmayan,

Göğüsleri gururla kabarmayan,

Yürekleri coşkuyla çarpmayan,

Vicdanları titremeyenle, paylaşacak ekmeğimiz olmayacaktır.

Ve sizleri buradan uyarıyorum.

Onlara dikkat ediniz.

Onlardan uzak durunuz.

Onları iyi belleyiniz.

Onlar asla ve asla bizden değildir.

Bizimle değildir.

Buradan, bu meydandan bir kez daha ve bütün gücümüzle haykıralım.

Seslerimiz, Kocatepe’den, Anıttepe’den, Çankaya’dan duyulsun.

Başkente oturan, kör gözlerde, sağır kulaklarda, mühürlü kalplerde yankı bulsun.

Ve hala ders almamışların suratlarına bir şamar gibi insin.

Açılımın sahipleri, yıkımın işbirlikçileri, ihanet erbapları duysun ve irkilsin.

Öyle bir inançla haykıralım ki,

Vashington, Erbil, Erivan, Kandil, İmralı ve Söğütözü titresin.

“Her şey vatan için” diyerek askere uğurladığımız; aziz şehitlerimizin ruhu şad olsun.

Yurdumuzun her köşesinde, sizin gösterdiğiniz kararlılığı ben de buradan haykırıyorum.

Ve buradan huzurlarınızda bir kez daha tekrarlıyorum:

“Şehitler ölmez, Vatan bölünmez”

Bu vesile ile buradan Erdoğan’a sesleniyorum:

Başbakansın, yürütmenin başısın.

Ülkenin güvenlik ve esenliğinden sorumlu sensin.

Tüyü bitmemiş yetimin hakkından sorumlu sensin.

İncinen canın, dökülen kanın, kırılan gururun sorumlusu sensin.

Kefil olman gereken kanlı teröristler değildir.

Senin şehadetlere de kefaletin var.

Senin mazlumlara da mesuliyetin var.

Kaçma, terörle mücadele senin görevin.

Çekinme, vatanın birliği senin görevin.

Başbakansan gereğini yap ve açılım denen yıkımdan vazgeç.

Yedi yılda milli değerlerimizi fazlasıyla tahrip ettin.

Türkiyelilik zırvasıyla hain gönülleri hoş tuttun, cesaret verdin.

Eşkıyayı masaya davet ettin.

İmralı ile işbirliği yaptın.

Aşiret reislerini kucakladın.

Teröristi Habur’da törenle karşıladın.

Kimliğimizi sorguladın, birliğimizi kurcaladın.

Bizi otuzaltıya bölmeye çabaladın.

Kimlikleri kaşıdın ve yeterince kanattın.

PKK’nın yapamadığını sen yaptın.

Kardeşliğimizi derinden sarstın.

Kanlı terörü hoş gördün, masum talepler dedin.

Ve bizi utanmadan, sıkılmadan kanla beslenmekle suçladın.

Sayın Başbakan,

Olayların ve gidişatın sahibi de sorumlusu da sensin.

Şimdi ise oturduğun yerden seyrediyorsun.

Bölücüyü ezmek için ayak sürüyorsun.

Hangi hesabın peşindesin?

Kimi incitmekten korkuyorsun?

Verilmiş bir sözün mü var?

Kimden kaçıyorsun?

Millet terörü ezmek istiyor.

Millet bayrağı yükseltmek istiyor.

Bu mesajı doğru oku.

Tandoğan’a kulak ver.

Bu sesi işit.

Bu ses, Yesevi’nin, Dedem Korkut’un, Hacı Bektaş’ın tarihten gelen sesidir.

Bu ses, Kürşad’ın, Ulubatlı’nın, Sütçü İmam’ın, Kara Fatma’nın maziden ulaşan sesidir.

Bu ses, zedelenen, aşağılanan, hor görülen milli onurun sesidir.

Bu ses, teslimiyetçi, tavizkâr ve kişiliksiz yönetime karşı duruşun sesidir.

Başından beri ısrarla açılım denen yıkımın;

Küresel proje olduğunu söyledik,

Bu Avrupa dayatmasıdır dedik,

Milli varlığın tehlikeye atıldığını uyardık.

Çatışma ve bölünmeyi davet edeceğini vurguladık.

İmralı Canisi’nin muhatap alınacağını ikaz ettik.

Gidişatın, kutuplaşma oluşturacağını haber verdik.

Bu gidişin yıkım olacağını, her zemin ve ortam kullanılarak defalarca ve ayrıntıları ile anlattık.

Ve bunların hepsi doğru çıktı,

Her tespitimizde haklı çıktık.

Bölünme modeliniz demokrasi olacak,

Bizim direnişimiz bölücülük sayılacak. Bunu asla kabul etmeyiz.

Tahrikler çağdaşlık sayılacak,

Bizim sükunetimiz ilkellik görülecek. Bunu şiddetle reddederiz.

Ayrışmanız açılım olacak,

Bizim duruşumuz yıkıcılık sayılacak. Bunu elimizin tersiyle iteriz.

Parçalanmanın adı  açılım olacak,

Bizim tavrımız alçakça suçlanacak. Bunu sahibine derhal iade ederiz.

Teröristin döktüğü kan unutulacak,

Biz kandan beslenmiş olacağız. Bu alçaklığı lanetleriz.

Terörist törenle karşılanacak,

Bizim şehide sahip çıkmamız eleştirilecek. Çürümüş zihniyete hak ettiği cevabı veririz.

Buradan, bu meydandan sizlere soruyorum ve cevabını bekliyorum.

Türk milletinin kardeşliğini bozanları affedecek misiniz? (HAYIR)

Teröriste kucak açanları hoş görecek misiniz? (HAYIR)

İmralı ile pazarlık yapanları unutacak mısınız? (HAYIR)

Bıçak kemiğe dayanmıştır.

Sabır taşma noktasına gelmiştir.

Tahammül sınırı aşılmıştır.

Kardeşliğimizi bozmaya hangi bed-baht cesaret edecektir? Hiç kimse.

Türk milletini bölmeye hangi gafilin gücü yetecektir? Hiç birinin.

Çabalar boşuna, çırpınışlar beyhudedir.

Buradan Türk milleti için hasmane duygular besleyenlere sesleniyorum:

Buradan Türk’e kefen biçmeye hazırlananları bir kez daha uyarıyorum:

Türk milleti, yalnızca bugün işbaşındaki kokuşmuş zihniyetten ibaret değildir.

Bu zihniyetin dümen suyuna girenlerin gösterdiği zafiyet sizleri iştahlandırmasın.

Sakın aldanmayın. Yanlış hesap yapmayın.

Bu hatanın bedelini Çanakkale’de ödediniz.

Bu yanlışın bedelini Kocatepe’de ödediniz.

İşbirlikçilerinize bakarak, milletimizi çaresiz sanmayın.

İşte, Türk Milleti.

İşte, Türkiye sevdalıları,

İşte Milliyetçi Hareket Partisi,

Buradalar ve dimdik ayaktalar.

Bu davayı, asla aşamazsınız,

Bu kaleyi asla geçemezsiniz.

Milletimiz gerçek samimiyeti, gerçek sevgiyi bu meydanda bulmuştur.

Devletimiz, tarihimiz, mukaddesatımız aradığı inancı, gücü ve kararı bu meydanda bulmuştur.

İnsanımız, kendisini kucaklayan, hasretle sarılan, el ele tutuşan gerçek sevdayı bu meydanda bulmuştur.

Bu meydanda, ihanete dur diyenleri,

Bu meydanda, alçaklığa karşı çıkanları,

Bu meydanda, bölünmeye, kardeş kavgalarına, ayrışmaya, kutuplaşmaya, hayır diyenleri bulmuştur, görmüştür, sarılmıştır.

İnancım odur ki, bu kutlu mücadelede emeklerimiz, niyetlerimiz, karşılıksız kalmayacaktır.

Biz sefere talip olduk, zafer Cenab-ı Allah’tandır.

Aziz Vatandaşlarım,

Değerli Dava Arkadaşlarım,

Muhterem Ankaralılar,

Bugün Türkiye bir ateş çemberinden geçmektedir.

Aziz milletimizin birliğine kasteden bir ihanet giderek büyümektedir.

Bin yıllık kardeşliğimize yönelik tahrikler tırmanmaktadır.

Adına çare denilmiştir, bölücü sokaklara taşmıştır.

Adına çözüm denilmiştir, ihanetle pazarlık başlamıştır.

AKP’nin verdiği her taviz, attığı her yanlış adım, her teslimiyet, bölücülüğün kazandığı yeni bir mevzi olmuştur.

Analar ağlamasın dedikçe, aziz şehitlerimiz bayraklara sarılmış halde, evlerine geri dönmektedir.

Açılım dedikçe, bölücüler azmaktadır,

Fırsat dedikçe, İmralı Canisi ile Başbakan el ele vermektedir.

AKP zihniyeti ;

Taşeronluğunu yaptığı ihanet projeleriyle birlikte, Türk milletini tarih önünde ölümcül bir sona doğru sürüklemektedir.

Ağır bedeller ödenerek oluşmuş Türk milleti; birbirinden kopmuş kabileler haline getirilmek istenmektedir.

Bu işbirlikçi yönetimin elinde;

Bedeli kanla ödenerek kazanılmış bin yıllık varlığımız,

Bin yıl boyunca sevgi ile yoğurduğumuz kardeşliğimiz,

Birlikte yaşanan bin yılın eseri olan milli kimliğimiz,

Bin yılda oluşan dayanışmanın temeli huzurumuz tehdit altındadır.

AKP zihniyeti, sınır ötesinde korkaktır.

Sınır berisinde ise aciz ve çaresizdir.

Milletimiz ateşle imtihan edilmektedir.

Sabrımız tahriklerle sınanmak istenmektedir.

Ve bu vahim durumun sorumlusu, AKP hükümetidir.

Başbakan Erdoğan’dır ve etrafındaki işbirlikçi lobileridir.

Siz bunları artık iyi tanıyorsunuz.

Bunlar bazen, kalemi kiralanmış sözde yazarlardır.

Bazen, üniversite zeminini kullanmaya çalışan fırsatçı mihraklardır.

Bazen, siparişle sonuç çıkartan araştırma şirketleridir.

Bazen, güdümlü rapor üreten sözde düşünce kuruluşlarıdır.

Bazen, ecdadımıza hakaret eden kadrolu sahte aydınlardır.

Bazen, menfaat bağı ile göbeklerinden bağlanmış medya kanallarıdır.

Bazen, bunlar sözde sivil toplum işbirlikçileridir.

Bazen, devletin resmi medya kurumunu işgal etmiş kokuşmuş zihniyet temsilcileridir.

Ekranlarda, manşetlerde, sütunlarda, kürsülerde boy gösteren bu şer cephesinin ortak paydasını;

Millî ve üniter yapımızdan duydukları rahatsızlık,

Türk tarihini karalamak için kolladıkları fırsatlar,

Terörle elde edilememiş sonuçların siyasetle sağlanması,

Milli kimliği parçalamak için yürütülen kampanyalar oluşturmaktadır.

Türkiye giderek ağırlaşan bu ortamda;

  • Bölücü ve etnik tahriklerin tırmandığı,
  • İç huzur, kardeşlik ve dayanışma ruhunun yara aldığı,
  • Tuzaklarla dolu sancılı bir döneme doğru ilerlemektedir.

Türkiye’nin ve Türk milletinin etrafındaki çember daralmıştır.

Ağır bir kuşatma her alanda etkisini göstermeye başlamıştır.

Bizleri bir arada tutan birlik ve beraberliğimiz hükümet eliyle tahrip edilmiştir.

Bu tablo karşısında, buhranın mimarı Başbakan Erdoğan’a göre:

Terörü İmralı’dan yönetmek,

Peşmerge ile kucaklaşmak,

İsyanları kutsamak,

PKK’yı aklamak,

Bayrağı çiğnemek,

Polisi taşlamak,

Araçları, evleri, dükkanları yakmak ve

Mehmetçiği şehit etmek demokratik bir haktır.

Al bayrağı yerden kaldıran coşkunun adı tahrik,

Terörü bitir demek, teröristin teslim alınmasını istemek, kanla beslenmek,

Şehit cenaze törenleri ve şehadete sahip çıkmak ise kışkırtmadır.

Bu durum, Milliyetçi Hareket için kabul edilemeyecek bir hezeyandır.

Bu durum, canlarıyla vatanı kurtaran kahramanlara karşı bir ihanettir.

Biz, buna asla müsade edemeyiz.

Biz, bu zillete asla katlanamayız.

Rengini şehitlerimizin kanıdan almış al bayrağımızın düşmesini,

Bağımsızlığımızın haykırışı olan İstiklal Marşımızın susmasını,

Bin yıllık kardeşliğimizin fitne ile bozulmasını, asla sineye çekemeyiz.

Dün bu dayatmaları Çanakkale ‘de Mehmetçik reddetmişti.

Bugün Türkiye Sevdalıları reddetmektedir.

Dün bu ihaneti Milli Mücadele durdurmuştu.

Bugün Milliyetçi Hareket durdurmaya kararlıdır.

Biz bunun için varız ve bunun için buradayız.

Tandoğan’daki coşkunun anlamı buradadır.

Ve elbette ki bozulan kardeşliğin bir bedeli de olacaktır.

Bunun bedelini Başbakan Erdoğan ve kadroları mutlaka ödeyecektir.

Milliyetçi Hareketin nefesi enselerinde,

İki eli bu şebekelerin yakasında olacaktır.

Hesap sorma zamanı gelmektedir.

Ve bu hesabı soracak olanlar sizlersiniz.

Başına çuval geçirilen askerlerimizin hesabını sizler soracaksınız.

Yıllardır Kandil’e neden gidilmediğinin hesabını sizler soracaksınız.

Peşkeş çekilen devlet imkânlarının hesabını sizler soracaksınız.

Birliğimize yönelik tahriklerin hesabını sizler soracaksınız.

Teröristlere tören düzenleyenlerin hesabı sizler soracaksınız.

Aziz Vatandaşlarım,

Değerli Dava Arkadaşlarım,

Ankaralı Kardeşlerim, Hemşehrilerim.

Bin yıllık kardeşliği “yaşamak” için buradasınız.

Bin yıllık kardeşliği “yaşatmak” için buradasınız.

Burada bu meydanda, Türk milletinin kardeşlik, sevgi ve dayanışma ruhu ayağa kalkmıştır.

Bu, bin yıllık bir kaynaşmanın ilanıdır.

Bu, bin yıllık bir kenetlenmenin duyurusudur.

Bu bin yıl, Orhun’dan kopup gelen bir büyük milleti ortaya çıkarmıştır.

Bu bin yıl, tarihi aşıp gelen bir milletin adını zirveye yükseltmiştir.

Bu milletin adı, parçalamaya çalışan Başbakana inat “Türk milleti”dir.

Bu milletin adı, bölmeye uğraşan Avrupa’ya inat “Türk milleti”dir.

Bu varlık, etnik kalıntı değildir.

Kabile artığı değildir.

Aşiret bozuntusu değildir.

Muhteşem bir beşeri varlığın adıdır, ünvanıdır, şanıdır, şerefidir.

Adı birdir, anısı birdir, acısı birdir,

Bayrağı bir, inancı bir, dili birdir.

Kimliksizlere bir kez daha duyuruyorum ki adı: Türk milletidir.

Bin yılda oluşmuş,

Bin yılda yetişmiş ve

Bin yılda doğmuştur.

Bin yılda ilmek ilmek örülmüş,

Bin yılda nakış nakış işlenmiştir.

Bizi biz yapan bin yıllık beraberliktir.

Bizi biz yapan bin yıllık buluşmadır.

Bu bin yıl, fetihtir, zaferdir, ülküdür.

Bu bin yıl, çiledir, göçtür, dönüştür.

Bu bin yıl umuttur, inançtır, heyecandır.

Bu bin yıl, yürektir, şuurdur, sabırdır.

Bu bin yıl, kaynaşmadır, birleşmedir, kucaklaşmadır.

Bin yıl, kınalı ellerle dokunan kilimlerdeki göz nurudur.

Bin yıl, sabırla örülen işlemelerdeki alın teridir.

Bin yıl, tandırda pişen ekmek, bölüşülen aş, uğraşılan iştir.

Bin yıl gurbet türküsü, düğün halayı, beşikte ninnidir.

Bin yıl fetihlerin coşkusu, yenilgilerin hüznü, direnişlerin gururudur.

Bin yıl, hoyrattır, türküdür, ağıttır, semahtır.

Bu bin yıl, Malazgirt’ten, Bizansın Fethine, Çanakkale’den Kocatepe’ye kadar şehadettir, sadakattir, kahramanlıktır.

Ve bu bin yılın sahibinin yalnız ve yalnız bir tek adı vardır:

Nerede doğulmuş olursa olsun,

Nerede yaşanmış bulunursa bulunulsun,

Ve ana diliniz ne olursa olsun bu zenginliğin adı: Türk milletidir.

Büyük Bir Aile olan Türk Milleti;

Aynı gövdenin dalları, aynı dalın yaprakları olmuştur.

Aynı denize dökülen nehirler, dereler çaylar olmuştur.

Ayırmak ne mümkün, et ve tırnak gibi kaynaşmıştır.

Hakkarili ne ise, Edirneli odur.

Trabzonlu ne ise Mersinli odur.

Tuncelili ne ise, Denizlili odur.

Diyarbakırlı ne ise, Ankaralı da odur.

Hepsi birdir.

Hepsi bir milletin eseridir.

Ve hepsinin adı: Türk milletidir.

Bizim bin yıllık kardeşliği “yaşamaktan” kastımız budur.

Bizim bin yıllık kardeşliği “yaşatmaktan” muradımız da böyledir.

Biz köklere, kökenlere bakmayız.

Biz inançlara, mezheplere ayırmayız.

Bölmeyiz, parçalamayız, dağıtmayız.

Bayrağa saygı var mı, ona bakarız.

Millete hürmet var mı, ona bakarız.

Vatana sadakat var mı ona bakarız.

Ve bin yıl boyunca ne yapıldığına,

Bin yıl boyunca ne söylediğine değer veririz.

Gün gelip, kınalı kuzularını cepheye dualarla uğurladığını biliriz.

Gün gelip evlatlarının zaferleriyle övündüğünü biliriz.

Gün gelip, hataların açtığı yaranın sızısını yüreğine gömdüğünü biliriz.

Gün gelip, “vatan sağ olsun” deyip gözyaşını içine akıttığını biliriz.

Gün gelip, yemeyip yedirdiğini, giymeyip giydirdiğini biliriz.

Şimdi bunları, bu geçmişi yok sayan Başbakan, demek istiyor ki;

Bunlara anlam veremeyen kimliksiz AKP diyor ki;

Siz bir millet değilsiniz,

Bin yıllık kaynaşma ve kardeşlik sona erdi,

Şimdi otuzaltı parçaya ayrılın.

Eğitiminizi, yönetiminizi,

Ocaklarınızı, Camilerinizi,

Okullarınızı, Mezarlarınızı,

İllerinizi, , köylerinizi ayırın

 Gönüllerde, yüreklerde

Heyecanda, hayallerde

Umutlarda ve düşlerde bölünün.

Ayrışın. Yabancılaşın. Çözülün. Ufalanın

Çatışın, parçalanın ve dağılın diyorlar.

Bunu kabul etmemiz, boyun eğmemiz mümkün değildir.

Camileri, okulları, televizyonları ayırmaya hakkınız yoktur.

Van’lıyı İzmir’den, Mardinli’yi İstanbul’dan, Diyarbakırlı’yı Bursa’dan kopartmaya hakkınız yoktur.

Güneydoğulu kardeşlerimizi hedef göstermeye hakkınız yoktur.

Kardeşlerimizi incitmeye hakkınız yoktur.

Ayrılmanın malzemesi yapmaya hakkınız yoktur.

Siyasetinizin hedefi haline getirmeye hiç hakkınız yoktur.

Bunun adı ve tanımı bölücülüktür.

Bölücüyü dağda ve ovada aramaya gerek yoktur.

Bölücü hükümettedir. İktidardadır.

Ve bugün içinde bulunduğumuz bu karanlık ortam ve şartlarda;

Tehlike budur, Tehdit ağırdır, Tezgah sinsidir..

Türk milleti bunu asla kabul etmez.

Bu zilleti çekmeye bu kantar yetmez.

Milletimiz, bir olur, birlik olur.

Ayağa kalkar, yumruğunu vurur.

İmralı canisine,

Kandil çetelerine,

Bölücü hainlere,

Küstah Peşmergelere,

Okyanus ötesine,

Brüksel komiserlerine,

Damat Ferit kalıntılarına,

Şeyh Sait bozuntularına ve

Yıkım taşeronu Recep Tayyip Erdoğan’a cevabını mutlaka verir.

Sizlere sonuna kadar güveniyorum.

Türk milletine inanıyorum.

Eminim ki, milletimiz ihaneti unutmayacak ve bir köşeye yazacaktır.

  • Kötü giden talihinin zincirini iradesiyle kopartacak,
  • Ellerine geçirilmek istenen kelepçeleri kıracak,
  • Talan ve taviz sarmalını parçalayacak,
  • Küresel sömürüyü ve yağmayı durduracaktır.
  • Bölünmeye, ayrılmaya, kimliksizleştirmeye,
  • Yokluğa, yoksulluğa, yolsuzluğa,
  • Onursuzluğa, aşağılanmaya, hakarete,
  • Kutuplaşmaya, istismara, kargaşaya mutlaka dur diyecektir.
  • İmralı’nın hesaplarını,
  • Kandil’in tuzaklarını,
  • Peşmergenin emellerini,
  • Başbakan’ın heveslerini boşa çıkartacaktır.

Türk Milleti;

İzmir’iyle, Siirt’iyle ve Afyon’uyla,

Malatya’sı, Şırnak’ı ve Maraş’ıyla,

Batman’ıyla, Balıkesir’iyle ve Ağrı’sıyla,

Samsun’u, Urfa’sı ve Rize’siyle,

Erzurum’u, Trabzon’u, Muş’uyla,

Tunceli’si, Bingöl’ü ve Manisa’sıyla,

Iğdır’ı, Adana’sı ve Bitlisi’yle,

Van’ı, Ağrı’sı ve Ankara’sıyla,

Doğusu ve Batısıyla, Kuzeyi ve Güneyiyle ayağa kalkacak ve bu ihanete  topyekün karşı duracaktır.

Teröre teslimiyeti kabul etmeyecek

Ve etnik bölücülüğe geçit vermeyecektir.

Türkiye,

İmralı’ya, Kandil’e, Barzani’ye,

Vaşington’a, Brüksel’e, Erivan’a boyun eğmeyecektir.

Türk milleti,

Yıkım taşeronlarına, ihanet odaklarına,

İşbirlikçi lobilere, kötü adamlara rağmen,

Ve Başbakan Erdoğan’a inat ayrışmayacağını çatışmayacağını ve bölünmeyeceğini haykıracaktır.

Biliniz ki susmuşsanız, Türkiye yok olmuş demektir.

İnadına ve ısrarla konuşacaksınız, haykıracaksınız.

Milletimizin kurtuluş ve yükseliş ruhu olacaksınız.

Gelişmeler, önümüzdeki dönemin taraflarını netleştirmiştir:

Artık, herkesin tarafını belli etme zamanı gelmiştir.

  • Bir yanda, AKP ve işbirlikçi çıkar çevrelerinin koalisyonu vardır.

Diğer yanda, milletini karşılıksız seven Türkiye sevdalıları.

  • Bir yanda, Türkiye’den intikam almaya niyetli mihraklar vardır.

Diğer yanda bin yıllık kardeşliğe yemin etmiş Türk milleti.

  • Bir yanda, varlıklarımızı sömürmeye hazırlanan küresel odaklar vardır.

Diğer yanda hakkaniyet ve adaleti savunan vatan evlatları.

  • Ve Bir yanda, siyasi ikbal ve menfaat için tahrik edenler vardır.

Diğer yanda Türkiye’ye talip olan Milliyetçi Hareket vardır.

Artık karar anı gelmiştir.  Herkes tavrını belirlemek zorundadır.

Ya birlikten beraberlikten yana olacaksınız, yada gerilim ve kavga dolu bir geleceğe sürükleneceksiniz.

Ya, kardeşliğin devamını isteyeceksiniz, ya da ağır bir yıkımı göze alacaksınız.

Milliyetçi Hareketin Sevdalıları kararını çoktan vermiştir.

Tarafını belirlemiştir.

Bizler kırılma noktasına kadar bükülmüş olan Türkiye’de tarafsız olamayız.

  • Biz Türk milletinden tarafız.
  • Biz milli kimlikten yanayız.
  • Biz bin yıllık kardeşlikten yanayız.

Bu ülkülere ulaşmak için;

Barışmak, kucaklaşmak için fırsat arayan vatandaşlarımı Türkiye ve Türk milleti değerleri etrafında buluşmaya davet ediyorum.

Buradan, Milliyetçi Hareket Partisi’nin kararlılığını ve fikriyatını bir kez daha vurgulamak istiyorum.

Büyük Türk milleti, tüm dünyaya son sözünü 29 Ekim 1923 tarihinde Atatürk ile söylemiştir ve bu konu ilelebet kapanmıştır.

Kimler ve hangi mihraklar, hangi oyunları tertip ederlerse etsinler, hangi ihanetlerin içine girerlerse girsinler bir kez daha ilan ediyorum ki;

  • Türkiye Cumhuriyeti tektir ve üniter bir devlettir.
  • Türk milleti ayrılık kabul etmeyen bir bütündür.
  • Milli devletimiz olan Türkiye Cumhuriyeti ebedi yurdumuzdur.
  • Al bayrağımız bağımsızlığımızın, egemenliğimizin, sembolüdür.
  • Türkçemiz, bizleri bir arada tutan resmi dilimizdir.
  • İstiklal Marşımız, kahramanlık ve bağımsızlık destanıdır.
  • Milli birlik ve bütünlüğümüzün temelleri tek devlet, tek millet, tek bayrak ve tek dil ülküsüdür.

Türkiye Cumhuriyeti, ebedi vatanında milli varlığını ve birliğini mutlaka koruyacaktır.

Bunlar, Milliyetçi Hareketin varlık ve yaşama nedenleridir,

Bu kutlu siyasi hareketin kırmızı çizgileridir.

Milliyetçi Hareket, bu değerleri muhafaza etmeye yeminlidir.

Bilinmelidir ki, bu aziz vatan hepimizindir.

Türkiye’mizin bir yıkıma sürüklenmesini önlemek hepimiz için milli bir görevdir.

Herkes üstüne düşen sorumluluğu, siyasi hesapları bir kenara bırakarak yerine getirmelidir.

Aksi halde yarın çok geç olacaktır.

Buradan her zaman olduğu gibi çağrımı tekrarlıyorum,

Gün birleşme günüdür.

Gün dayanışma günüdür.

Bizim gönlümüzde herkese yer vardır.

Bizim yüreğimiz herkesi kucaklamaya yeter.

Bize göre bütün vatandaşlarımız Cenab-ı Allah’ın bir emanetidir.

Biz herkesi büyük Türk milletinin saygıdeğer bir evladı olarak görürüz.

Milliyetçi Hareket memleketimizin her evladına kucağını açmaktadır.

Bu topraklara vatanım diyen herkese ocağımız açıktır.

Bu insanlara milletim diyen herkese kucağımız açıktır.

Bu bayrak benim, bu ülke benim diyen herkese kapımız açıktır.

Bu kavramlar size yabancı gelmiyorsa,

Bu değerlerde bir sıcaklık buluyorsanız,

Hepinizi çağırıyorum:

Gelin bir olalım. Diri olalım. İri olalım.

Türkiye’nin geleceğini el ele ve hep birlikte inşa edelim.

Aziz Vatandaşlarım,

Değerli Dava Arkadaşlarım,

Muhterem Ankaralılar,

Bugün de dün gibi Türk milletini yaşadığı buhrandan çıkartacak güç sizlerin elinizde, yüreğinizde ve fikrinizdedir.

Tahrip edilmeye çalışılan binlerce yıllık kültür kodlarımızın,

Yok edilmeye çalışılan köklü devlet yapımızın ve

Asil milletimizin yegâne koruyucusu ve kollayıcısı Milliyetçi Hareket olacaktır.

Bu coşkudan, bu heyecandan ve bu güvenden bunun işaretlerini alıyorum.

Cevabını sizlerin sesinden duymak istiyorum:

Bayrağa sahip çıkacak mısınız? (Evet)

Türkiye’ye sahip çıkacak mısınız? (Evet)

Onurunuza sahip çıkacak mısınız? (Evet)

Geleceğinize sahip çıkacak mısınız? (Evet)

Bin yıllık kardeşliğimizi yaşayacak mısınız? (Evet)

Bin yıllık kardeşliğimizi yaşatacak mısınız? (Evet)

Polisler karakollarında,

Mehmetçik sınırlarında,

Korucular köylerinde destek istiyor ve dualarınızı bekliyor.

Sahip çıkacak mısınız? (Evet)

Hepinizi kutluyorum.

Sizden aldığım güçle ve inançla artık diyorum ki,

Aziz milletimiz:

  • Yoksulluğu bir kader olarak kabul etmeyecektir.
  • Bölücülüğü meşru ve normal görmeyecektir.
  • İstismara ve işbirlikçiliğe izin vermeyecektir.
  • Yolsuzluğu kabullenip sineye çekmeyecektir.
  • Çatışma ve kavganın vebaline ortak olmayacaktır.
  • Milli değerler etrafında kenetlenecek,
  • Bölünmeyeceğimizi dosta ve düşmana gösterecektir.

Çünkü önünde güveneceği Türkiye Sevdalıları,

Yanında Milliyetçi Hareketin gönül ve ülkü kadroları vardır.

Ve bu hareketin varlığı en büyük teminattır.

Milliyetçi Hareket, Türk milletinin dimdik ayakta kalmış son burcudur.

Milliyetçi Hareket, Türk milletini küresel sarmaldan çekip çıkaracak son kudretidir.

Milliyetçi Hareket, Türk milletinin birlik, refah, huzur ve kalkınma yolunda son umududur.

Milliyetçi Hareket Partisi, asla teslim olmayacaktır.

Milliyetçi Hareket Partisi, sonuna kadar mücadele edecektir.

Ve Mutlaka başaracaktır.

Bu heyecanı sizlerde görüyorum.

Bu ruhu gözlerinizden okuyorum.

Burada sizlerden aldığım güçle, inançla vurguluyorum ki;

Tarihi bir mesajı huzurunuzda tekrarlamak istiyorum ki;

Küresel uzantılar, ihanet şebekeleri nerelere demir atmış olurlarsa olsunlar,

Geldikleri gibi gideceklerdir.

Yıkım projelerinin taşeronları ve işbirlikçileri ise

Açılımlarını açtıkları gibi kapayacaklardır.

Aziz Vatandaşlarım,

Değerli Dava Arkadaşlarım,

Ankaralı Kardeşlerim,

Türkiye gergin, kaygılı, öfkeli, huzursuz ve tedirgindir.

Küçük bir kıvılcım, telafisi mümkün olmayan hadiselere neden olur.

Bu hassas ortam tahrik ve kışkırtmalara açıktır ve müsaittir.

Bu nedenle önümüzdeki süreç dikkat, sağduyu ve akıl gerektirmektedir.

Türk milleti müsterih olsun.

Gönlünü geniş tutsun.

Milliyetçi Hareket çatışma için değil, kardeşlik vardır.

Ancak, milli varlık tehlikeye düşerse gereğini yapmaya da hazırdır.

  • Bayrağın gönderden indiği yerde,
  • Bin yıllık kardeşliğin katledilmek istendiği anda;
  • Maldan, mülkten ve candan vazgeçmeye hazırdır.

Bu bizim Türk tarihine olan şeref borcumuzdur,

Türk milletine olan namus borcumuzdur.

Bu bakımdan herkes ayağını denk almalı, herkes kendine gelmelidir.

Bu vatan sahipsiz değildir.

Bu aziz millet çaresiz değildir.

Ayrışma, çatışma ve bölünme ise Türkiye için kader değildir.

Ancak; unutmayalım ki bu mücadelede,

İçinde bulunduğumuz hassasiyet,

Tarihin milliyetçi harekete kazandırdığı tecrübe,

Türk milliyetçiliği davasının oluşturduğu ortak akıl ve

Ecdadımızın nasihatleri ve dersleri bizlere,

İhanetlere karşı dikkat;

Fitnelere karşı uyanıklık;

İstismara karşı temkin;

Tahriklere karşı sükûnet tavsiye etmektedir.

Sokaklarda arayacağımız, sokaklarda bulacağımız geleceğimiz yoktur.

Biz başkaları sokakta iken, iktidarda olacağız ve terörü devlet gücü ile yeneceğiz.

Bizi bu hedeften uzaklaştıracak;

Bozgunculara, yıkıcılara fırsat vermeyeceksiniz.

İstismarcılara itibar etmeyeceksiniz.

Tahrik ve tertiplere dikkat edeceksiniz.

Tek bir ses, tek bir nefes olacaksınız

Türk milletinin size yalnız bugün değil, gelecekte de ihtiyacı olacaktır.

Milliyetçi Hareket Türkiye için vardır,

Türk milletinin birliği, kardeşliği ve mutluluğu için vardır.

Türkiye var olduğu sürece, Türk milletinin emrinde ve hizmetinde olacaktır.

Şimdi evlerinize, illerinize, mahallelerinize ve işlerinize döneceksiniz.

Kazancınız bol olsun. Huzurunuz daim olsun. İnancınız tam olsun.

Bugünden itibaren döneceğiniz vatan köşelerindeki her vatandaşımıza, her kardeşimize sevgi ve selamlarımı ayrı ayrı götürünüz.

Tandoğan meydanındaki bu muhteşem heyecanı, milli şuur ve kararlılığı Türkiye’mizin en ücra köşelerine kadar taşıyınız.

Kötü talihlerini yenmeleri yolunda partimizin yaptığı buluşma çağrısını milletimizin her ferdine iletiniz.

Hiçbir ayrım yapmadan, “bayrak” ve “vatan” ortak paydasında, “Ne mutlu Türküm” diyebilen herkesle kucaklaşınız.

Önümüzdeki dönem Türk milletinin geleceğine damga vurmanız ve iradenize sahip çıkmanız için tarihi bir fırsatı sizlere sunmaktadır.

Bu milli görevi yerine getirmek için her eve ulaşarak, her vatan evladının sevgisini ve gönlünü kazanmak zorundasınız.

Aziz milletimizi, ülkemizin doğruluşunda omuz vermeye, bu kötü gidişe dur demeye çağırmalısınız.

Türkiye’nin onurlu, huzurlu ve kudretli geleceğinde söz sahibi olmaya davet etmelisiniz.

Bizim yegâne güç kaynağımız, Türk milletinin şaşmaz sağduyusu, temiz vicdanı ve yüreğidir.

O halde yarından tezi yok her kapıyı çalınız.

Her yüreği kucaklayınız.

Bıkmadan, usanmadan anlatınız.

Ayak basmadık yer, ulaşmadık gönül bırakmayınız.

Durmayınız, düşmeyiniz,

Yılmayınız, yıkılmayınız, yorulmayınız.

Partimize yönelik karartma kampanyaları ile milletimizin gözüne çekilmek istenen perdeyi de böyle yırtacaksınız.

Bu vesile ile Türk milletini düştüğü buhrandan çıkaracak, milli kimliğine sahip çıkacak dava arkadaşlarıma mücadelelerinde üstün başarılar dilerim.

Aziz Vatandaşlarım,

Değerli Dava Arkadaşlarım,

Muhterem Ankaralılar,

Basınımızın Mü

11/12/2009

D U Y U R U

 

 

13 Aralık 2009 tarihinde yapılacak olan Bin Yıllık Kardeşliği " YAŞA ve YAŞAT"  MİTİNG' i TANDOĞAN ANKARA'da Saat 11:00' de yapılacaktır. 13 Aralık Pazar günü  Kızılcahamam Ülkü Ocağı Önünden saat  09:00 'da araçlar hareket edecektir. Tüm halkımız davetlidir. 

11/12/2009

İstişare Toplantımız

Kızılcahamam Belediye Başkanımız Coşkun ÜNAL rahatsızlığından dolayı toplantımıza katılamadı, Belediye Başkan Yardımcısı Cevat YÜCE ve Kızılcahamam Milliyetçi Hareket Partisi İlçe Başkanımız Tahir TAŞKIN'ın katılımları ile yapılan gençlerle istişare ve değerlendirme toplantımız yapıldı.


11/12/2009

M İ T İ N G

11/12/2009

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli

 

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli'nin 08 Aralık 2009 tarihinde TBMM Grup Toplantısında Yapmış Olduğu Konuşma 
 

 

Değerli Milletvekilleri,

Muhterem Basın Mensupları

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Konuşmama, dün Tokat’ın Reşadiye ilçesinin kırsalında asayiş görevi esnasında Mehmetçiklerimize yönelik kanlı saldırıyı nefretle ve lanetle karşıladığımı belirterek başlamak istiyorum.

Bu hunhar saldırıda yedi askerimizin şehit olması ve üç askerimizin yaralanması milletimizi derinden üzmüştür.

En zor şartlar altında huzur ve güvenliği sağlamak için görev yapan aziz şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet, yakınlarına ve silah arkadaşlarına başsağlığı, yaralılarımıza ise acil şifalar diliyorum.

Değerli Milletvekilleri,

Hayatın her alanında ağır sorunların baş gösterdiği AKP yönetiminde Türkiye’nin acil çözüm bekleyen konuları giderek katlanmaktadır.

Adalet ve Kalkınma Partisi ile geçen her gün geçmişte yanlış atılan adımların faturalarını birer birer önümüze getirmektedir.

  • Geri adım atmanın diyalog,
  • Boyun eğmenin işbirliği,
  • Aldatılmanın zafer,
  • Teslim olmanın açılım,
  • Bozgunculuğun demokratik çözüm olarak tanımlandığı vahim süreçte ülkemiz ve milletimiz geri dönülmez bir batağa doğru sürüklenmektedir.

Bölücü emel, tahrik ve hayallerin demokratikleşme kriteri olarak maskelenmek istendiği karanlık gelişmelerle, milli hassasiyetlere ve milli kimliğe sahip çıkmayı, milli birliğimizi, kardeşliğimizi savunmayı ilkel bir tepki olarak mahkûm etme gayretleri hız kazanmıştır.

Başbakanın ABD, Peşmerge, İmralı ve Kandil’le tam bir işbirliği ile yürüttüğü PKK açılımıyla birlikte,

  • Etnik bölücülük meşru bir siyasi amaç sayılmaya başlanmıştır.
  • Terör örgütü, taleplerinin bile ötesinde zemin ve itibar kazanarak bölünme dinamikleri harekete geçirilmiştir.
  • Etnik kimliklerin vatandaşlığın yerine geçirilmeye çalışılması ile etnik temelde siyaset yolu ardına kadar açılmıştır.
  • Bölücü terör, kimlik sorunu olarak tanımlanarak PKK’nın siyasi hedeflerini haklı ve meşru gören tam taviz ve çaresizlik yaşanmaya başlanmıştır.
  • Aşiret reisleri ile ısrarlı kucaklaşma,
  • Bölücü taleplerin meşrulaşması,
  • Terörü, teröristi ve isyanları aklama çabaları,
  • Milli tarihimizi karalama kampanyaları,
  • Milli kimliğe mayın döşeme gayretleri,
  • Bölücülüğe anayasal kılıf arayışları ve
  • Şehadeti sorgulayan, gaziliği aşağılayan emsali görülmemiş alçalma hali geride kalan ayların hükümet açısından özeti olmuştur.

Ve en önemlisi, Başbakan Erdoğan’ın terörün demokrasi eksikliğinden ve sözde kimlik baskısından doğduğuna dair 1991 yılından itibaren açıkça gördüğümüz kusurlu algısı, kapanmaya yüz tutmuş yaraları yeniden kanatmıştır.

Milliyetçi Hareket Partisi, milli meselelere yönelik yüksek hassasiyetleri ve stratejik öngörüleri ile önümüzdeki sürecin bütün vahametini görmüş ve özetle;

  • "Demokratik açılım" ambalajı içinde, pazarlanmaya çalışılan ayrıştırma ve bölünme projesinin teslimiyet sürecinin yeni bir aşaması olduğunu,
  • Girilen yolun, PKK'nın stratejisine uygun olarak etnik bölücülüğe siyasi ve hukuki meşruiyet kazandıracağını,
  • Bu gidişatın Türkiye Cumhuriyeti'nin milli devlet niteliğini ve üniter siyasi yapısını tasfiye sürecini başlatacağını,
  • Kılavuzu Öcalan, taşeronu Erdoğan olan PKK patentli bu bölünme projesinin asla Türkiye'nin hayrına olmayacağını,
  • Farklılıkların körüklenmesinin ülkemizi kutuplaşmalara ve hatta şahit olduğunuz gibi çatışmalara sürükleyeceğini,
  • Tahribatın bu hızla ilerlemesi halinde kapanması mümkün olmayan derin toplumsal yaraların açılacağını,
  • Sürdürülen tahriklerin, devlet ve millet yapımızı yeni bir şekle sokmak için yürütülen “siyasi ve toplumsal yıkım projesi”nin ileri bir aşaması olduğunu,
  • Milli hassasiyetlere sahip çıkmanın, milli birliğimizi, kardeşliğimizi, bağımsızlığımızı ve tarihimizi savunmanın çağdışı ve ilkel bir tavır olarak mahkûm edilmek istendiğini,
  • Tahribatın sürmesi halinde bin yıllık kardeşliğin oluşturduğu milli birlik ve bütünlüğün onarılamayacak kadar zedeleneceği “yol ayrımına” gelineceğini,
  • Demokrasi açılımı”, “kardeşlik ve huzur açılımı” ve “milli birlik açılımı” gibi sürekli tazelenen makyajların gerçekleri kamuoyundan saklamaya yetmeyeceğini,
  • Şehitlerle canilerin, Mehmetçikle katillerin, güvenlik güçleri ile teröristlerin aynı çerçeveye sokulmak istenmesinin milletimizde öfkeye neden olacağını muhataplarına ikaz etmiştir.
  • Geride kalan dönem içindeki belgeli açıklamalarımız bunun sayısız örnekleri ile doludur.
  • Yine bu kapsamda olmak üzere “yıkım projesinde” ısrarlı olunması halinde;
  • “Süslü ambalajlar içinde sunulmaya çalışılan zehir şişesinin bir kez açılması halinde” aziz millet varlığının ve birliğinin devamı mümkün olmayacağını,
  • Toplumu ayrışmaya razı etmek için hiçbir vicdani sorumluluk taşımaksızın şehadet ve anaların gözyaşları dahil yapılan istismarların er geç ortaya çıkacağını açıklamıştık.

Partimiz, geride kalan günlerde Başbakan Erdoğan ve işbirlikçi cephesine milletimizin cevap beklediği sorular da sormuş;

  • Kan akmasını, Türkiye’de etnik ayrışma, çatışma ve bölünme sürecini başlatarak nasıl durduracaklarını?
  • Şehit annelerinin gözyaşlarını terör örgütüne teslim olarak nasıl dindireceklerini?
  • Türkiye’nin milli birliğini, bölücü terörün ayrılıkçı emellerinin siyaset sahnesine taşıyarak nasıl sağlanacağını ve
  • PKK ile müzakere yaparak sözünü ettikleri barışı nasıl gerçekleştireceklerini öğrenmek istemiştir.

Ve maalesef bütün sorularımız karşılıksız kalmış, AKP zihniyeti milletimizin tepkilerine rağmen dönüşü olmayan bir yola girmekte ısrarını sürdürmüştür.

Muhterem Milletvekilleri,

Bütün uyarılara rağmen, teröre sürekli prim veren Başbakan Erdoğan’ın geride kalan dönemde etnik ayrışmaya zemin hazırlayacak dinamitlerin fitillerini ateşleyerek başlattığı sürecin gerçekleri bugün bütün yönleri ile karışımıza çıkmıştır.

Maalesef, yöneldiği sapmalarla terörü ve bölücülüğü hiç olmadığı kadar dirilten iktidar zihniyeti, Kandil kadrolarını dağdan indirmek bir yana, şehir uzantılarını azdırmıştır.

Habur’dan dönüş törenleri ile başlayan gelişmelerin ardından, bölücülüğün suç olmaktan çıktığı açık bir yozlaşma ve meydan okuma yaşanmaya başlanmıştır.

Bu teröristler şimdi “barış elçisi” gibi kapı kapı dolaşarak PKK propagandası yapmaktadır.

Basın toplantıları düzenleyerek Türkiye’yi tehdit eden bu hainlerin tahrikleri karşısında da hükümet derin bir suskunluk içindedir.

Şimdi, bölücübaşının infaz şartlarını ve PKK terörünün başlamasının yıl dönümünü gerekçe gösteren mihrakların ihanet provalarında yeni bir aşamaya gelinmiştir.

Bugün AKP kadrolarınca PKK açılımı ile ortaya çıkan Türkiye’nin karşısındaki gerçek;

  • İktidar partisinin güdümlü adalet sistemince serbest bırakılan Habur girişli PKK kuryelerinin bir aydır meydan meydan gezdirildiği;
  • Adalet Bakanının İmralı Canisi’nin infaz şartlarını toplantılarla müzakere etmeye çalıştığı,
  • PKK uzantılarının Kurban Bayramında başlattıkları tahrik ve tahribatların tam on gündür sürdürüldüğü,
  • Otobüslerin, evlerin yakıldığı; patlayıcıların atıldığı; dükkânların banka şubelerinin, taşıtların tahrip edildiği;
  • Sokaklarda, yollarda barikatların kurulduğu, kamu kurumlarının kuşatıldığı, dükkânlarda kepenklerin indirildiği,
  • PKK paçavralarının alenen taşındığı, ihanet sloganlarının açıkça atıldığı, Al Bayrağımıza karşı saldırıların yapıldığı,
  • Eli kolu hükümet tarafından bağlanmış emniyet mensuplarının karakollarını taşlayanlarla, araçlarını yakanlarla sahipsizce mücadele etmeye çalıştığı;
  • Olayların gündüz saatlerinde başlayıp hiçbir tedbir alınmadan gece yarılarına kadar sürdüğü,
  • Ve Başbakan Erdoğan’ın tam bir acziyet içinde olan biteni oturduğu yerde seyrettiği teslimiyet tablosudur.

Son zamanlarda bizim Türkiye’nin bir bölgesine gidemediğimizi ağzına sakız yapan Başbakana buradan huzurunuzda sormak lazımdır:

  • Haftalardır bu yörede devam eden saldırılara karşı duracak devlet gücü nerededir?
  • Kamu düzenini sağlamakla sorumlu hükümet iradesi ne zaman ortaya çıkacaktır?
  • Şehit cenazelerinden ürken Başbakan, ihanetler için neden suskundur?

Günlerdir devam eden bu rezalet karşısında Başbakan Erdoğan sinmiştir ve ortalarda görünmemektedir.

Açılımın koordinatörü olan İçişleri Bakanı’nın yasadışı eylemlere müdahalede kararlıyız açıklaması ise gerçekte hiçbir anlam ifade etmemektedir.

Şu talihsizliğe bakınız ki, AKP’nin PKK açılımına 1 Ağustos tarihindeki toplantı ile teröre sayısız şehit ve gazi vermiş emniyet teşkilatımız alet edilmişti.

Hatırlayacağınız gibi, hükümet o tarihte etrafına topladığı “oniki kötü adam” refakatinde “PKK açılımı”nda Polis Akademisi zeminini kullanmaktan çekinmemişti.

Aradan geçen dört aydan sonra, hükümetin açılım ortaklarının saldırı hedefinin polis karakolları olması tam bir zihniyet iflasının ilanı olmuştur.

Ve çok şükür ki önceki gün Gazi mahallesindeki olaylara müdahale eden Çevik Kuvvet Polisi açılım sürecine gereken dersi vermiştir.

Kahraman polislerimiz, üzerilerindeki siyasi baskıları yırtıp atarak hep bir ağızdan “şehitler ölmez vatan bölünmez', 'Ne mutlu Türküm diyene', 'Akan kan bayrak için' sloganları”nı atmışlardır.

Teşkilatlarının başındaki Bakana gereken uyarıyı yapmışlardır, hak ettiği karşılığı vermişlerdir.

Hükümete rağmen canla başla çalışan, asayişi sağlamaya gayret eden ve AKP’nin hilafına, şehide ve bayrağa sahip çıkan Emniyet Teşkilatını kutluyorum, hepsiyle iftihar ediyorum.

Değerli Milletvekilleri,

“İyi şeyler olacak” denilerek aylardır devam eden gelişmelerin geldiği noktada iyi şeylerden söz etmek mümkün değildir.

  • Biteceği söylenen terör azmıştır.
  • Kandil Kadrolarına şehir teröristleri dahil olmuştur.
  • Kardeşliğimiz ağır yara almıştır.
  • Milli birlik denilen sözde projeden ayrışma ve husumet doğmuştur.
  • Daha dün olduğu gibi şehitler gelmeye devam etmiştir.

Ve bunların hiçbirisi ne müjdelenecek iyi bir şeydir, ne de sözde fırsat yılı ilan edilen 2009 yılındaki rezaletlerin üstünü örtmeye yetecektir.

Ağır bedeller ödemeden söz eden Başbakan Erdoğan’ın ve işbirlikçilerinin son olaylar karşısında foyası ortaya çıkmıştır.

Nitekim

  • Önce, Kandil kadrolarının hükümetin teşrifatı ile Habur’dan törenle giriş yapmaları,
  • Ardından şehadetler üzerinden yapılmak istenen alçakça istismarlar,
  • Ve sonra, İmralı canisi ile hükümet arasındaki kanlı, barutlu, taşlı sopalı pazarlıklar Başbakan Erdoğan ve hükümetinin maskelerini düşürmüş ve aziz milletimiz acı gerçeklerle ve sorumluları ile tanışmıştır.

Geçtiğimiz bahar sonunda fitili ateşlenerek ortalığa bırakılan yıkım projesinin kodları son gelişmelerle kırılmaya, şifreleri çözülmeye başlanmıştır.

İddia edildiği gibi barış ve huzurla, demokrasi ve hürriyetle, kalkınma ve refahla, kaynaşma ve kardeşlikle hiçbir şekilde alakası olmadığı da anlaşılmıştır.

Başbakan ve hükümeti Türkiye’yi ayrıştırma ve bölme projelerini İmralı, Kandil ve Barzani’nin desteğiyle hayata geçirmek için çıktığı yolculukta suçüstü yakalanmış, gerçek niyetler açığa çıkmıştır.

Yıllardır özellikle AKP ile birlikte sayısız zillete şahit olmuş bu millet, ne üzücüdür ki “açılım” adı altında yürütülen pazarlıkların geldiği noktayı görmek durumunda kalmıştır.

Sokaklarda PKK paçavralarının gezdirilmesinin, bölücü sloganlar atılmasının, etrafın ateşe verilmesinin suç olmaktan çıktığı, PKK’ya kucak açmanın cezadan muaf hale geldiği bir çürümenin odağı da artık belli olmuştur.

Barış ve kardeşlik projesi gibi sahte etiketler bu gerçeği saklayamamıştır.

Gelişmeler, gizlenmeye çalışılan oyunu ve oyuncuları giderek netleştirmiştir.

Sokaklara inmiş ihanetin, İmralı’dan diriltilen rezaletin sorumlusu ve müsebbibi Başbakan Erdoğan ve hükümetidir.

PKK’nın yirmibeş yıldır yapamadığı toplumsal ayrışmayı altı ayda başarmış olan AKP zihniyeti, yıkıcı ve bölücü dinamikleri harekete geçirmiş ve büyük bir aile olan Türk milleti arasında etnik husumet ve ayrışma tohumları ekmeye başlamıştır.

Dağdaki bölücülüğü törenle siyasete taşıyan Başbakan, Türkiye’nin milli birliğinin temellerine dinamit döşemiştir.

Yıllardır terörden ve bölücülükten muzdarip Türk milleti bu gelişmelerden son derece huzursuz, tedirgin ve endişelidir.

Bu yolda her bedeli ödemeye hazır olduğunu ifade eden Başbakan’ın Türkiye’yi ateşe attığını hala idrak edememesi çok vahim bir durumdur.

Türkiye’nin milli birliğini yıkmak için harekete geçen Başbakan Erdoğan, “PKK açılımında” dönüşü olmayan bir yola girmiştir.

Ne pahasına olursa olsun, bu yolda her bedeli ödeyerek yürüyeceğine ilişkin beyanları ortadadır.

Türkiye’yi çok tehlikeli sonuçları olacak bir toplumsal gerginliğe ve çatışma ortamına sürüklemeye kararlı olduğu görülmektedir.

Bütün bu gelişmeler AKP ile İmralı, Kandil ve DTP arasındaki ilişkilerin “çözüm ve açılım ortaklığı” ilişkisi olduğunu; bu süreçte ortaklar arasında yaşanan çekişme ve tartışmaların özü ve esasının rol paylaşımı,  statü rekabeti ve sürecin hızı kavgasından öteye geçmediğini göstermiştir.

Buradan hükümete uyarıda bulunmak istiyorum:

Türk milleti eşsiz sağduyusu ve metaneti ile yaşadığı ağır istismara ve tahriklere karşı sükunetini bugüne kadar korumasını bilmiştir.

Yaşanan bölünme tartışmaları, sınır tanımayan tehdit, bölücü saldırılar, devlete ve millete yönelik meydan okumalar toplumda çok tehlikeli bir gerilim ortamını karşımıza çıkartmıştır.

Ancak, hükümetin girdiği yoldan dönmemesi halinde milli değerlerine açıkça yapılan saldırılar karşısında milletimizin daha fazla sabır göstermesini, daha fazla sakin kalmasını beklemek mümkün olmayacaktır.

Hükümeti sorumluluklarını yerine getirmeye, idari, adli, güvenlik mekanizmalarını tam bir destekle olayların önüne geçmeye davet ediyorum.

Temennimiz ülkemizin sağ salim seçime kadar ulaşabilmesidir. Aksi halde millet ayağa bir kez kalkarsa ortada ne hükümet, ne işbirlikçi lobiler, ne de Kandil şebekeleri kalacaktır.

Mardin Nusaybin’de bir erimizin şehadeti ile şehir eşkıyalarının yaktığı otobüste yaralanan lise öğrencisi genç kızımızın vefatının ardından, dün Reşadiye’deki acı kayıplarımızla birlikte yaşanan olaylar son derece vahim ve kaygı veren bir hal almıştır.

Bu gelişmelerin tamamının sorumluluğu hükümetin sözde demokratik açılım adını verdiği yıkım projesidir.

Ayaklanma provalarının tırmandığı, şehadetlerin arttığı, saldırıların ve huzursuzlukların yoğunlaştığı, kutuplaşmaların yaygınlaştığı bu süreçte benim hükümete tavsiyem şu olacaktır.

Gelin girdiğiniz yanlış yoldan bir an önce dönün.

Daha fazla tahribata neden olmadan başlattığınız sözde açılımı terk edin.

Önce son terörist teslim oluncaya, son terör silahı ele geçinceye kadar PKK ile her şart ve ortamda mücadele edin.

Teröristin elindeki mayınları, bombaları ve silahları susturmadan insanımıza refah, huzur ve barışın gelemeyeceğini kabul ve itiraf edin.

Ve bu amaçla, hangi sınırı geçecekseniz, hangi ülkeye girecekseniz ve nereye kadar ulaşacaksanız ulaşın ve sonuna kadar mücadele edin. Terörün kökünü mutlaka kazıyın.

Milliyetçi Hareket Partisi de, aziz milletimiz de böylesi bir girişimin sonuna kadar arkasında olacak ve her desteği mutlaka verecektir.

Değerli Milletvekilleri,

Milliyetçi Hareket Partisi olarak gelişmeler ne kadar vahim olursa olsun çıkış yolunun yalnızca demokrasi olduğunu, sorunların ilk genel seçimde çözüleceğini düşünüyoruz.

Türk milletinin asla hak etmediği dayatma ve aşağılanmadan kurtulmasının yegane çözüm yolu budur.

Son günlerde yurdumuzun her yerinden yükselen şuur ve heyecan bu uyanışın müjdesini vermektedir.

Şimdi vatana, bayrağa, millete ve bunlar uğruna kendini feda eden evlatlarımıza sahip çıkma ve bu duruşu gösterme zamanıdır.

Şimdi, teslimiyete karşı durma, kardeşlikte buluşma ve geleceği paylaşma zamanıdır.

Bu amaçla 24 Ekim tarihinde duyurusunu yaptığımız “Bin Yıllık Kardeşliği ‘Yaşa’ ve ‘Yaşat’ ” açık hava toplantılarımızın ilkini 13 Aralık Pazar günü Ankara Tandoğan meydanında gerçekleştireceğiz.

İnancımız ve gayemiz, telafisi olmayan bir yanlışla milletimizin öfke ile kabaran yüreklerine yasal zeminlerde su serpmek, sahipsiz olmadıklarını dosta ve düşmana göstermektir.

Partimiz, yüreği Türk milleti için atan, kutlu vatan sevgisi ile çarpan, aziz şehitlerimizle sızlayan Türkiye’mizin tamamını, köken, mezhep, yöre ayrımı yapmaksızın kucaklamak için yola çıkmıştır.

Bayrağa, vatana, kardeşliğe ve şehadete sahip çıkmaya hazır bütün Ankaralıları ellerinde al bayraklarımızla beraber Tandoğan Meydanına davet ediyorum.

Muhterem Milletvekilleri,

Bildiğiniz gibi bu toplantının gerçekleştiği saatlerde Başbakan Erdoğan Amerika Birleşik Devletlerindedir.

6 Nisan 2009 tarihinde ABD Başkanı Obama’nın Türkiye Büyük Millet Meclisinde parti gurubunun ayakta alkışları arasında kendisine verdiği ev ödevlerinden bir kısmını yapmış olmanın huzuru ile bu görüşmeye gitmiştir.

Başbakan Erdoğan, aradan geçen süre içinde ABD’ye taahhüt ettiği gibi;

  • Ermenistanla ilişkiler başlatmış,
  • Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması Patrikliğin ekümenik olması için yeşil ışık yakmış,
  • Sözde açılım denilen yıkım projesini uygulamaya koymuş,
  • Türk tarihini yüzleşme adı altında aşağılamış,
  • Irak’ın Kuzeyindeki Peşmerge Reisleri ile kucaklaşmış,
  • Afganistan’a ilave asker desteği yerine getirilmiş,
  • Büyük Ortadoğu Projesinin Eşbaşkanı olarak küresel projelerin kılavuzluğu sürdürülmüştür.

Buna karşılık Türkiye’nin hiçbir temel sorununda ABD desteği alınamamış, verilen sözler bugüne kadar yerine getirilmemiştir.

Başbakan’ın Amerika Birleşik Devletlerini son ziyareti hakkında da Türk kamuoyunda büyük beklentiler yaratılmıştır.

Başbakan Erdoğan, hükümet kaynakları ve yandaş basın bu konuda Türk toplumuna boş hayaller pompalayarak yoğun bir yönlendirme kampanyasına girişmiştir. 

Ancak, Beyaz Saray’daki görüşme sonrası yapılan açıklamalarda bu ziyaretin sonuçlarının Türkiye için büyük bir hüsran olduğunu göstermiştir.

Bu görüşmenin Türkiye bakımından en hayati konusunun PKK terörüyle mücadelede ABD ile somut ve ciddi işbirliği yapmasının sağlanması olduğu herkesin hem fikir olduğu bir husustur. Ancak bu beklentiler bütünüyle boşa çıkmıştır.

ABD Başkanı görüşme sonrası yaptığı açıklamada hemen hemen her konuya temas etmiş, ancak PKK kelimesini ağzına almamıştır.

Bu konuda söylediği tek şey dünyanın her yerinde terörizm ile mücadele konusundaki ortak yükümlülüklerini genel ve soyut ifadelerle tekrarlamak olmuştur.

Yapılan resmi açıklamalar sonrası sorulan bir soruya cevaben Obama, PKK’nın terör örgütü olduğunu, Türkiye ve Amerika’nın NATO müttefikleri olarak birbirlerine yardımcı olmaları gerektiğini kerhen dile getirmiştir.

Devamında ise, çok ilginç bir şekilde terör konusunda tutarlı davranmak zorunluluğu bulunduğunu söylemiş ve bu kapsamda Başbakan Erdoğan’ın son açılımla Kürt toplumu olarak adlandırdığı vatandaşlarımıza kucak açmasını çok önemli bulduğunu vurgulamıştır.

ABD Başkanı, PKK ile mücadelede sadece askeri yöntemlerin çözüm olamayacağını belirterek bu konunun siyasi yönleri bulunduğunu ön plana çıkarmıştır.

PKK terör unsurlarının Irak’ın kuzeyinde yuvalandığı, bu bölgeyi Türkiye’ye karşı bir saldırı üssü olarak kullandığı ve başta lojistik ve siyasi destek olmak üzere Barzani güçlerinden her türlü himayeyi gördükleri bir vakıadır.

Amerika Birleşik Devletleri bugüne kadar müttefiki Türkiye’ye PKK ile mücadelede gerekli desteği maalesef vermemiş, Türkiye’ye karşı Barzani’yi tercih etmiş ve sözde kalan destek beyanları dışında eyleme dönük ve sonuç alıcı hiçbir adım atamamıştır. 

Bu konuda sadece “PKK ortak düşmanımızdır” gibi sudan beyanlarla ve sınırlı istihbarat paylaşımıyla yetinilmiştir.

PKK ortak düşmanımız diyen Amerika Birleşik Devletleri, bu ortak düşmandan kaynaklanan terör tehdidine karşı ortak tavır almaya yanaşmamış, sözde kalan laflarla ipe un sermiş ve Türkiye’yi oyalamıştır.

ABD’nin iznine dayalı olarak yapılabilen sınırlı hava harekâtları PKK’nın tasfiyesi amacını sağlamaya yetmemiş, Barzani ile cephe oluşturan ABD Türkiye’nin geniş kapsamlı kara harekâtına karşı çıkmıştır.

Bu konuda esasen isteksiz olan AKP hükümeti de ABD’yi buna ikna edecek kararlı bir tutum izleyememiştir.

Türkiye’nin Irak’ın kuzeyinde yuvalanan terör unsurlarını askeri güçle tasfiye etmesinin önüne set koyan ABD, buna karşılık Barzani’nin istediği gibi Türkiye’yi terör ve etnik bölücülük sorunu için siyasi çözüm süreci başlatmaya zorlamıştır.

Başbakan’ın taşeronluğunu yaptığı ve senaryosunu ABD’nin hazırladığı PKK açılımı nihayet siyasi gündeme resmen taşınmış ve Türkiye çok karanlık bir döneme sokulmuştur.

Başbakan Erdoğan’ın Obama ile görüşmesi böyle bir ortamda ve Türkiye’nin ısrarlı talepleriyle gerçekleşmiştir.

Beyaz Saray’da dün akşam yapılan açıklamalar ABD’nin PKK terörüyle sözde kalacak beyanlarla yetineceğini ve PKK’nın bu bölgeden tasfiyesi için gerekli somut adımları atmaya niyetli olmadığını bir kere daha göstermiştir.

Yıllardan beri yalnızca gönül okşamak üzere kurgulanmış stratejik ortak, stratejik müttefik, model ortaklık gibi boş sözlerle avunulmuştur.

Bu görüşmenin Türkiye açısından başarılı sonuç vermiş kabul edilebilmesi için tek bir temel kriter bulunmaktadır.

Bu da ABD’nin sözde ve görüntüde kalan beyanlarla yetinmeyerek PKK’nın bu bölgeden tasfiyesi için gerekli somut adımları atmasıdır.

Bu kapsamda yapılması gerekenler:

  • Barzani’nin PKK’ya lojistik desteği ile fiziki ve siyasi himayesinin kesilmesi;
  • Yönetici kadrosunun yakalanarak Türkiye’ye teslim edilmesi,
  • Irak merkezi makamlarının kontrolüne geçen Irak hava sahasından askeri amaçlarla yararlanmanın yeniden başlamasının sağlanması ve
  • Türk Silahlı Kuvvetlerinin kara harekatına olan itirazlardan vazgeçilmesidir.

Oysa bunların hiçbirisi görüşme konusu olmamış, Obama bunun yerine Başbakan Erdoğan’a PKK’nın amaçlarını karşılamak için başlattığı siyasi çözüm sürecinin sürdürülmesinin tek geçerli yöntem olacağını bir kere daha hatırlatmıştır.

Bu durumda ziyaretin tek sonucu; Başbakan Erdoğan’ın PKK açılımı konusunda gelinen nokta hakkında ABD Başkanı Obama’ya rapor sunması ve karşılığında bu ihanet yolunda durmadan yürümesi için telkin, tavsiye ve nasihat alması olmuştur.

ABD Başkanı Obama’nın görüşme sonrası yaptığı açıklamada PKK terörü ile mücadelede etkin işbirliğinden hiç bahsetmemesine karşılık,

Ekümenik olarak nitelendirdiği Patrikhane’nin sorunlarının çözümü için Başbakan’ın daha ileri adımlar atmasından, Heybeliada Papaz okulunun açılmasından ve Türkiye’nin Ermenistan’la ilişkileri normalleştirme sürecini ilerletmesinden bahsetmesi ve bu konuda Başbakan’ı desteklediğini söylemesi bu ziyaretin ve sonuçlarının tam bir fiyasko olduğunu göstermiştir.

Bu somut gerçekler, Başbakan ve yandaşlarının bu ziyareti Türk toplumuna bir başarı olarak gösterme çabalarının büyük bir aldatmaca olduğunu ortaya koymaya yetecektir.

Değerli Milletvekilleri,

Amerika Birleşik Devletlerinin Türkiye’nin Afganistan’a ilave asker göndermesi ve bunlara muharip görevler verilmesi talepleri, Türk-Amerikan ilişkileri gündeminde bir süredir yer alan endişe verici bir konudur.

Afganistan’daki mevcudiyetimizin son dönemindeki takviyelerle 1750 askere ulaştığı resmi bilgilerden anlaşılmaktadır.

Şimdi Türkiye’den istenilen bu gücü daha da artırması ve Türk askerlerinin Kabil’in dışında savaş bölgelerinde askeri operasyonlarda görev almasıdır.

Üstelik bu talebin Türkiye’nin Kuzey Irak’taki PKK teröristleriyle mücadele için bölgeye girmesine karşı çıkan Amerika’dan gelmesi, bunu daha da anlaşılmaz ve kabul edilmez kılmaktadır.

PKK’yı tasfiye etmek için Kuzey Irak’a girmesine izin verilmeyen Türk askerinin, Afganistan’da çarpışmasını istemek, AKP’yi, ABD’nin küresel stratejilerinde taşeron olarak görmekle eş anlamdadır.

Başbakan Erdoğan’ın stratejik ortaklık olarak nitelendirdiği, Türkiye ile ABD ilişkilerinin aslında bir taabiyet ve teslimiyet ilişkisi olduğunu gösteren bu gelişme karşısında, AKP hükümetinin benimseyeceği yaklaşımın önümüzdeki dönemde nasıl bir seyir alacağını yakından izlenmesi bu bakımdan önem taşımaktadır.

Milliyetçi Hareket Partisi tarihinin en zor günlerini yaşayan Afganistanlı kardeşlerimize eğitim, güvenlik, sağlık ve imar konularında yapılacak her yardımı sonuna kadar desteklemektedir.

Bu yardımlar ve destekler dışında, Müslüman Afganistan halkının iç siyasi meselelerine küresel güçlerin doğrudan müdahalelerine sıcak bakılmaması ve suç ortaklığı yapmaması hükümetten beklentimizdir.

Değerli Milletvekilleri,

Milli Eğitim sisteminin yapısal sorunları ve mesleki eğitimin sıkıntıları kronik bir toplumsal huzursuzluk kaynağı haline gelmiştir.

AKP hükümeti, yedi yıllık iktidar döneminde bu sorun ve sıkıntıların toplumsal vicdanı rahatlatacak çözümlere kavuşturulması için gerekli siyasi irade ve kararlılığı gösterememiş, bu yönde somut adımlar atmamıştır.

Bu konuda samimi olmayan AKP bunları ucuz bir istismar alanı olarak görmüş, arkasını getiremediği vaatlerle Türk milletini oyalamış ve aldatmıştır. Çözümsüzlüğe itilen bu sorunlar kangrene dönüşmüştür.

Yükseköğretim Kurulu’nun meslek lisesi mezunlarının üniversiteye giriş sınavında uygulanacak katsayı konusunda yaptığı idari düzenlemenin Danıştay tarafından yürürlüğünün durdurulması bu sorunu yeniden siyasi gündeme taşımıştır.

Danıştay kararının, Anayasa’da ifadesini bulan hukuka uygunluk denetimi ışığında tartışmalı olduğu ve milli vicdanda karşılık bulmadığı bir gerçektir.

YÖK’ün karara itirazı ile hukuki süreç devam etmektedir. Ancak, bu kararla ortaya binlerce öğrencinin mağdur olmasına yol açacak çok ciddi bir durum çıkmıştır.

Üniversiteye giriş sınav süreci ve takviminin işlemeye başlamış olması karşısında, Danıştay kararı sonrası katsayı konusunda uygulanacak esaslar bakımından hukuki boşluk oluşmuştur.

YÖK’ün bu konuda çok acil olarak idari tasarrufta bulunması ve üniversiteye giriş sınav sürecinde uygulanacak düzenlemeyi belirlemesi en öncelikli konudur.

Bunun için Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında yasal düzenleme gerekiyorsa, AKP hükümetinin bu konuda harekete geçmesi gerekecektir. AKP’nin Meclis’teki sayısal çoğunluğu bunun için yeterlidir.

Ancak, bu konuda Meclis zemininde geniş tabanlı mutabakat arayışına ihtiyaç duyuluyorsa, Milliyetçi Hareket Partisi bu yöndeki iyi niyetli çabalara katkıda bulunmaya hazırdır.

Değerli Milletvekili Arkadaşlarım,

Konuşmamın bu bölümünde, ekonomideki son gelişmelerle ilgili görüş ve düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Hepinizin yakından şahit olduğu üzere, son günlerini yaşadığımız 2009 yılı her anlamda zor ve sıkıntılı bir dönemin adı olmuştur.

AKP iktidarları süresince; umutlarla başlanan her yıl maalesef acı ve talihsiz olaylarla son bulmuş, geride kalan problemlerle yüklü zamanın sağlıklı ve derinlemesine muhasebesi bir türlü yapılamamıştır.

Bu kapsamda 2009’da israf edilmiş, aynı zamanda heba olmuş bir yıl olarak hatırlanacak ve özellikle ekonomik sorunların hiçbir dönemde olmadığı kadar, milletimizi zayıf ve yorgun düşürmesi akıllardan çıkmayacaktır.

Dışsal faktörlerin belirleyiciliğinde; siyasi parti olarak önce serpilen ve büyüyen, sonra duraklama aşamasına geçen, burada da fazla tutunamayarak çökme safhasına giren AKP iktidarı, ekonomideki hiçbir meseleye köklü ve kalıcı bir çare bulamamıştır.

Ve üstelik bir yılı aşkındır hâkimiyetini hissettiren ekonomik krizi yanlış okuyan, tedbir ve ön almada yanlış ve sakat bir duruş sergileyen iktidar partisi, ekonomik odaklı problemlerin daha da büyümesine neden olmuştur.

İnsanımız gerçek anlamda bugününden mutlu ve memnun değildir. İyi giden, yarına umutla bakmalarını sağlayacak, günlük geçim zorluklarının temelli çözüme kavuşturulacağı günlerin de uzak olduğu gelişmelerden anlaşılmaktadır.

Bu itibarla, Türkiye’nin içinde kıvrandığı ve milletimizi derinden etkileyen ekonomik krizin çıkış ve yayılış nedeni tamamıyla AKP politikalarının eseridir.

Dış talebe aşırı bağlılık, iç talebin çökmesi, üretim sisteminin tahrip olması, finansman kanallarının tıkanması, işsizlik ve yoksulluk, ekonomide en temel sorun alanları olarak bugün karşımızdadır.

Kronik bir hale gelen ekonomik problemler, gerçekten de insanımızı hayatından bezdirmiştir.

Geçtiğimiz hafta, uluslar arası bazı derecelendirme kuruluşlarının, Türkiye ekonomisi ile ilgili yaptıkları değerlendirmelerin olumlu olması hiçbir şeyi değiştirmeyecek, ekonomik sorunların ağırlığından birşey kaybettirmeyecektir.

Kredi notu veren derecelendirme kuruluşlarının güvenirlikleri, son küresel ekonomik krizle iyice tartışmalı hale geldiği ortadayken, bu tespitlerin ne kadar doğru ve tutarlı olacağı da daha iyi anlaşılacaktır.

Hatırlanacağı üzere, iflasın eşiğine gelen İzlanda’nın, bu aşamaya gelmeden kısa bir süre önce kredi notu yükseltilmiştir.

Ve krizle birlikte batan birçok şirketin, kredi değerlendirmesinin son derece iyi olması, haklarında ve içinde bulundukları durumla ilgili pozitif mesajların verilmesi uzun bir süre dünya kamuoyunda tartışılmıştı.

Türkiye ekonomisinde düzelen ve iyiye giden herhangi bir husus olmadan, sırf yabancı finans kuruluşlarının alacaklarının düzenli olarak ödenebileceğinden hareketle, kredi notunun yükseltilmesi milletimiz açısından hiçbir anlam ifade etmeyecek, Başbakan Erdoğan’ın iş bilmezliğini ve beceriksizliğini de ortadan kaldıramayacaktır.

Krizin hasar ve envanterini çıkarmadan, yalnızca sözle ve hamasetle mücadele edileceğini düşünen Başbakan Erdoğan, hala kriz karşısında başarılı bir performans sergilendiğini söyleyebilme pişkinliğini göstermiştir.

IMF ve OECD’nin yayınladıkları raporlarda, Türkiye’nin kriz karşısında başarılı olduğunun teyit edildiğini iddia eden bu zihniyetin, her şeyi çarpıtmakta ve içini boşaltmakta ne kadar mahir olduğu bir kez daha görülmüştür.

Yeri ve ortamı gelmişken, siyaseten iflas etmeye doğru giden Başbakan Erdoğan’ın, mutlu ve umutlu olmak için hep sınır dışına bakma alışkanlığından bir an önce vazgeçmesinin kendisi açısından son derece hayırlı olacağını ifade etmek isterim.

Değerli Arkadaşlarım,

Türkiye ekonomisi, 2009 yılında en derin ve ciddi küçülmeyi yaşamış olan birkaç ülkeden birisidir. Doğal olarak bu hal önümüzdeki yılda ekonominin rakamsal ve teorik olarak hızla büyüme şansını arttırmıştır.

OECD’nin geçtiğimiz haftalarda açıklanan tahmininde; 2009’da yüzde 6,5 daralması beklenen Türkiye ekonomisinin, 2010 yılında yüzde 3,7 büyüyeceği ifade edilmiştir.

Bununla birlikte Orta Vadeli Programda gelecek yıl için öngörülen büyüme oranı da yüzde 3,5 düzeyindedir.

Bu manzaraya rağmen işsizlikte bir iyileşme, yoksullukta bir azalma, milletimizin refahında bir artış görülmemektedir.

Üstelik ekonomik mahkûmiyet içinde bulunan vatandaşlarımız için IMF ya da OECD’nin hangi ve ne şekilde yorum yapıp yapmadığı bir önem arz etmemektedir.

Bugün ülke olarak en büyük talihsizliğimiz, uluslar arası kuruluşların raporlarıyla, Türkiye’nin iyiye gittiğini düşünecek kadar basiretini yitirmiş birisinin siyasi sorumluluk taşıyor olmasıdır.

Gerçeklerden ve gelişmelerden inanılmaz derecede kopuk olan Başbakan Erdoğan, ülkemizi tam bir çıkmazın içine sokmuş ve bugünümüzle birlikte geleceğimizi de ateşin içine atmıştır.

Kim ne derse desin, raporların içerdiği bilgiler kamuoyuna ne şekilde dayatılırsa dayatılsın; ülkemizde yoksul ve çaresiz insanımızın sayısındaki endişe verici artışı, sadece sokaklara, çarşılara, pazarlara, mahalle aralarına bakanlar rahatlıkla görebilecektir.

En son olarak açıklanan ve krizden önceki dönemi içeren 2008 yılı yoksulluk verileri, resmi anlamda bile bu konudaki problemlerin hangi boyutta olduğunu rahatlıkla gözler önüne sermiştir.

Bu çerçevede, geçtiğimiz yıl Türkiye’de fertlerin yaklaşık yüzde 0,54’üne tekabül eden 374 bin kişi sadece gıda harcamalarını içeren açlık sınırının, yüzde 17,11’ine denk düşen 11 milyon 933 bin kişi ise gıda ve gıda dışı harcamaları içeren yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır.

Mutlak yoksullukla ifade edilen bu değerlendirmeler, tabii olarak milli gelir ve tüketim arttıkça gerileyecektir. Buna ilave olarak ekonomik büyüme ve zenginleşme sonucunda da yoksullukta bir azalma yaşanacaktır. Bu işin doğal mecrası ve rakamsal zorunluluğudur.

Gelirin ve refahın adil, dengeli dağılımı açısından göreli yoksulluk oranlarına bakmak daha sağlıklı ve doğru olacaktır. Buna göre, göreli yoksul 2002 yılında yüzde 14,7 iken, 2008 yılında yüzde 15,1’e çıkmıştır. Kaldı ki, kent-kır uçurumu ve ayrımı derinleşmiş ve büyümüştür.

Kentte göreli yoksul oranı 2002 yılında yüzde 11,3’ten, 2008’de yüzde 8’e inmiş; kırda ise yüzde 19,9’dan yüzde 31’e tırmanmıştır. Üstüne üstelik bu rakamlar, kriz öncesinin verilerini yansıtmaktadır.

Türkiye bu kapsamda hızla yoksullaşmakta ve insanımız için sorunlar çığ gibi büyümektedir.

Değerli Arkadaşlarım,

Bir yönetici için en büyük gerileyiş, yönetme sorumluluğunu üstlendiği çalışanlarla olan diyaloğun zedelenmesi ve kopmasıdır.

Meşruiyetini yalnızca yabancıların kanaatlerinde ve övgülerinde arayan bir başbakanın halkından giderek soğuması ve sorunlarını dikkate almaması elbette ki kendisinden beklenen bir sonuçtur.

Nitekim, Başbakan Erdoğan da ülkemizi ne hale getirdiğini anlayamayacak, çalışanların sıkıntılarını göremeyecek kadar gözü dönmüş ve milletine yabancılaşmıştır.

Bunaldıkça ve meselelerin üstesinden gelemeyeceğini anladıkça frenleri boşalan Başbakan, herkese saldırmaktan, hakaret etmekten ve suçlamaktan bir rahatsızlık duymamaktadır.

Bu ruh hali ise Başbakanı demokratik üslup ve ahlaktan giderek uzaklaştırmakta ve despot hale getirmektedir.

Geçtiğimiz günlerde, memurlarımızın uluslar arası sözleşmelerden ve iç hukuktan kaynaklanan bir günlük iş bırakma eylemi karşısında Başbakanın tahammülsüz açıklamaları, bu anlayışın tipik bir yansıması olmuştur.

Kamu görevlisi memur kardeşlerimizin haklı talep ve tepkilerini göstermek amacıyla yaptıkları eylemini hazmedemeyen Başbakan Erdoğan, bu demokratik imkâna saygı göstereceği yerde baskı, soruşturma ve görevden uzaklaştırma yoluyla onları sindirmeye çalışmıştır.

Temennimiz tamamen demokratik olan taleplerin karşılıklı görüşmeler yoluyla çözülmesi, hükümetin yapay azınlıklar yaratmak için sığındığı Avrupa standartlarının, çalışanların hak ve imkânlarının sağlanmasına yönelik olarak da önceliğe alınmasıdır.

Son olarak en temel haklarını aramaktan başka bir amacı olmadığı anlaşılan bir grup Tekel işçisine, yatarak para kazandıkları yönünde suçlama yöneltmesi, Başbakan’ın siyasi terbiye ve nezaketten ne derece mahrum olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır.

Başbakan Erdoğan’ın, sayıları onikibini bulan Tekel işçisi kardeşlerimizin yatarak para kazandığını ifade etmesi tam bir haddini bilmezlik örneği olmuştur.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak, giderek yoksullaşan ve geçim sıkıntıları çeken milyonlarca işçi ve memur kardeşimize reva görülen muameleleri ve yaklaşımı şiddetle kınıyoruz.

Başbakan’ın lügatinde yatarak para kazanmak, ya da yan gelip yatmak çok geniş yer tutmaktadır.

Buradan söylüyorum ki, bu ülkede hiçbir işçi kardeşim yan gelip yatarak para kazanacak kadar hayâdan uzak ve sorumsuz değildir.

Alın terleriyle helal kazançlarını elde etmekten, evlerine ekmeklerini götürmekten ve milletimiz için çalışmaktan başka bir şey düşünmeyen işçi kardeşlerimizin bu şekilde suçlanmasını aziz milletimiz elbette değerlendirecektir.

Biz buradan 40’ı aşkın işletme ve işyerinde çalışan 12 bin Tekel işçisi kardeşimizin duygularını paylaşıyor ve sorunlarının bir an önce çözülmesi için Meclis zemininde gerekli girişimlerde bulunacağımızı ifade ediyorum.

Ve diyorum ki; bu ülkede yan gelip yatarak işini yürüten birisi varsa o da Başbakan Erdoğan’dan başkası değildir ve olmayacaktır.

Kendisi yan gelip yattıkça, işçimizi, askerimizi de aynı şekilde gören Başbakan, inşallah sandıkta alacağı dersle irkilecek ve o zaman mahkemede hesap vermek için ayağa kalkacaktır.

Buradan Başbakan Erdoğan’a söylemek isterim ki;

  • Yattığınız yerden, servetinize servet kattınız.
  • Yattığınız yerden, köşeyi döndünüz.
  • Yattığınız yerden, varlıkları yabancılara peşkeş çektiniz.
  • Yattığınız yerden, şeker fabrikalarını satışa çıkardınız, bu alandaki binlerce işçimizi sıkıntıya soktunuz.
  • Siz yattınız, aziz milletimiz çalıştı.
  • Siz keyif yaptınız, işçi, memur, çiftçi, esnaf çabaladı.

Başbakan Erdoğan siyasi tarihe; yattığı yerden, gezdiği yerden, konakladığı yerden ülke yöneten birisi olarak geçmiştir.

Bilinmelidir ki, Milliyetçi Hareket bedeli kanla ödenerek kurulmuş olan Cumhuriyetimizin, onun kurumlarının, binlerce yılda oluşmuş Türk milletinin, gece demeden gündüz demeden üreten isimsiz kahramanlarının ve müesseslerinin haklarını korumaya ve kollamaya her zaman ve her ortamda hazır ve kararlıdır.

Konuşmama son verirken hepinizi saygılarımla selamlıyorum.


 

Ülkücü Hareket

    <%Ülkü Hareket%>
  • Blogcu Yardım
  • İslamiyet

      <%İslamiyet%>

    Bir Ayet

    BAŞBUĞUN ÖZLÜ SÖZLERİ

    İnsanlık âleminin en şerefli bir ailesi Türk Milletidir. Dokuz Işık demek, Türk Ülküsü demektir.

    Türk töresi, Türk ülküsünün ayrılmaz parçasıdır.

    Türkün en önemli vasfı teşkilâtçılığıdır.

    İnsanlar; yoksulluğa, açlığa, susuzluğa tahammül ederler. Fakat adaletsizliğe, hor görülmeye, aşağılanmaya ASLA müsaade, müsamaha etmezler.



    Türk Töresinin bir şartı da yüksek vazife duygusudur. Vazifeyi her ne pahasına olursa olsun yapmaktır. Diğer bir şart, toplum uğrunda her çeşit fedakârlığı yapmaktır. Millete hizmet yolunda şahsi menfaatlerden, şahsi zevklerden feragattir. Vazgeçmektir. Kişiler kendilerini millet için feda ederler. Türk Milleti'nin büyüklüğü böyle yükselecektir. Onu sizler yaşatacak, sizler yükselteceksiniz. Türk Töresinin en önemli bir gereği de sır saklamaktır. Sır saklamak...

    TÜRKLÜK bedenimiz, İslamiyet ruhumuzdur. Ruhsuz beden ceset olur.

    Ülkücüler, insanlık âlemi içinde ne uşak olmayı, ne de başkalarını uşak olarak kullanmayı kabul etmeyen şerefli bir bayrağın taşıyıcısıdır.

    Türk Devletinin yenilmez, zinde hayat gücü ve Türk Milletinin teminatı ve istikbali gençliktir.

    Türk aydınları için Batı'nın sığınması olmak bir ideal olarak benimsenmiştir. Milletimiz için bundan korkunç felaket düşünülemez.

    Fikir, iman, ülkü aşkı ... İnsanları güçlü yapan bunlardır.

    Türk töresinin bir diğer şartı da haddini bilmektir. Haddim bilmek... Ne kendinizi dev aynasında göreceksiniz. Herkese yukarıdan bakacaksınız, ne de kendinizi aşağıdan göreceksiniz, aşağıdan bakacaksınız.

    OSMANLI PADİŞAHLARIMIZ

    TARİHTE BUGÜN

    PEYGAMBERİMİZİN VEDA HUTBESİ

    Veda Hutbesi

    Bismillahirrahmanirrahîm

    EY İNSANLAR!
    Sözümü iyi dinleyiniz.Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha birleşemeyeceğiz.

    İNSANLAR!

    Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur.

    ASHABIM!

    Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki bildiren kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlıyarak muhafaza etmiş olur.

    ASHABIM!

    Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin. Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lâkin borcunuzun aslını vermek gerektir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahilliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz de Abdulmuttalib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir.

    ASHABIM!

    Cahilliyet devrinde güdülen kan dâvâları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu (amcazadem) Rebia'nın kan davasıdır.

    İNSANLAR!

    Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve hakimiyet kurmak gücünü ebedi suretle kaybetmiştir. Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız!

    İNSANLAR!


    Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzeridne hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki

    hakkınız, onların, aile yuvasını, hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe döğüp sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, memleket göreneğine göre, her türlü yiyim ve giyimlerini temin etmenizdir.


    MÜ'MİNLER!


    Size bir emanet bırakıyorum ki ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet Allah Kitabı Kur'andır.

    MÜ'MİNLER!

    Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman müslümanın kardeşidir, böylece bütün müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz başkasına helal değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisine vermiş olsun...


    ASHABIM!

    Nefsinize zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır.

    İNSANLAR!

    Allah Teala her hak sahibine hakkını (Kur'an'da) vermiştir. Varise vasiyet etmeğe lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardır. Babasından başka bir soy iddia eden soysuz, yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın! Cenab-ı Hak, bu gibi insanların ne tevbelerini, ne de adalet ve şahadetlerini kabul eder.

    İNSANLAR!

    Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Âdem'in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır. Allah yanında en kıymetli olanınız, O'na en çok saygı göstereninizdir. Arabın Arap olmayana -Allah saygısı ölçüsünden başka- bir üstünlüğü yoktur.

    İNSANLAR!

    Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?

    "-Allah'ın elçiliğini ifa ettin, vazifeni yerine getirdin, bize vasiyet ve öğütte bulundun diye şahadet ederiz." (Bunun üzerine Resûl-i Ekrem mübarek şahadet parmağını göğe doğru kaldırarak sonra da cemaat üzerine çevirip indirerek şöyle buyurdu.)

    Şahid ol yâ Rab!

    Şahid ol yâ Rab!

    Şahid ol yâ Rab!

    Mehmetcik Vakfı

    Image Hosted by ImageShack.us

    İLETİŞİM

    İLETİŞİM

    KIZILCAHAMAM ÜLKÜ OCAGI

    YENİCE MAHALLESİ
    CENGİZ TOPEL CAD.

    KÜTÜKÇÜ APARTMANI

    TEL:0312 736 50 29



    ZİYARET ETTİĞİNİZ İÇİN TEŞEKÜR EDERİZ...
    Ülkü Fm Radyo dinle

    Türk Milliyetcilerini Dinle

    <